English    Türkçe    فارسی   

6
260-269

  • Onun da bilgisi vardı ama din aşkı yoktu, bu yüzden Âdem’in yalnız topraktan yaratılan suretini gördü. 260
  • علم بودش چون نبودش عشق دین  ** او ندید از آدم الا نقش طین 
  • Ey emin kişi, bilgide ne kadar ileri gidersen git onunla gaybı gören gözün açılmaz ki!
  • گرچه دانی دقت علم ای امین  ** زانت نگشاید دو دیده‌ی غیب‌بین 
  • Can gözü açık olmayan, sakaldan, sarıktan başka bir şey görmez, adamın ileri, yahut geri oluşunu, onu tarif edenden sorup öğrenir.
  • او نبیند غیر دستاری و ریش  ** از معرف پرسد از بیش و کمیش 
  • Ey ârif, sen, birsini anlamak için onu bilen, söyleyip tarif eden kişiye müracaat etmezsin. Çünkü sen, doğmuş, parıl, parıl parlamakta olan bir nursun.
  • عارفا تو از معرف فارغی  ** خود همی‌بینی که نور بازغی 
  • Senin takvan, dinin var, iyi işler işlersin, öyle ki âlem onlarla düzelir, kurtuluşa erer.
  • کار تقوی دارد و دین و صلاح  ** که ازو باشد بدو عالم فلاح 
  • Kendisine öyle temiz ve iyi bir damat seçti ki bütün halkın övündüğü kişiydi o. 265
  • کرد یک داماد صالح اختیار  ** که بد او فخر همه خیل و تبار 
  • Kadınlar onun malı yok, mülkü yok, ululuğu yok, güzel değil, başına buyruk değil dediler.
  • پس زنان گفتند او را مال نیست  ** مهتری و حسن و استقلال نیست 
  • Adam dedi ki: Onlar dine, zâhitliğe uymuş adamlar. O da yeryüzünde altını olmayan bir define.
  • گفت آنها تابع زهدند و دین  ** بی‌زر او گنجیست بر روی زمین 
  • Hâsılı armağanlar sunuldu, nişan yapıldı, kumaşlar gönderildi, kızın verileceği ortalığa yayıldı.
  • چون به جد تزویج دختر گشت فاش  ** دست پیمان و نشانی و قماش 
  • Evde küçük bir köle vardı. Bu sıralarda hastalandı, yanıp yakılmaya, eriyip solmaya başladı.
  • پس غلام خرد که اندر خانه بود  ** گشت بیمار و ضعیف و زار زود