English    Türkçe    فارسی   

6
3136-3145

  • Yıldızlardan kandiller yaptı, tabiatlardan kilitler ve anahtarlar.
  • ز اختران می‌ساخت او مصباح‌ها  ** وز طبایع قفل با مفتاح‌ها 
  • Nice gizli, aşikâr yapıları şu tavanla şu döşemenin içine koydu, gizledi.
  • ای بسا بنیادها پنهان و فاش  ** مضمر این سقف کرد و این فراش 
  • İnsan, yücelikler vasıflarının usturlabıdır. İnsan sıfatı onun âyetlerine mazhardır.
  • آدم اصطرلاب اوصاف علوست  ** وصف آدم مظهر آیات اوست 
  • İnsanda ne görürsen onun aksidir. Irmak suyuna akseden ay gibi hani.
  • هرچه در وی می‌نماید عکس اوست  ** هم‌چو عکس ماه اندر آب جوست 
  • Usturlabında örümcek ağı gibi nakışlar vardır, ezel vasıfları onlarla anlaşılır bilinir. 3140
  • بر صطرلابش نقوش عنکبوت  ** بهر اوصاف ازل دارد ثبوت 
  • O usturlabın üstündeki ankebut, gayb göğü ile ruh güneşine ait şerhlerde bulunur, dersler verir.
  • تا ز چرخ غیب وز خورشید روح  ** عنکبوتش درس گوید از شروح 
  • Bu doğruyu bulan usturlapla ankebut, halkın eline müneccimsiz düşmüştür.
  • عنکبوت و این صطرلاب رشاد  ** بی‌منجم در کف عام اوفتاد 
  • Tanrı bu yıldız bilgisini peygamberlere vermiştir. Gaybı görmek için o âlemi görebilen bir göz gerek.
  • انبیا را داد حق تنجیم این  ** غیب را چشمی بباید غیب‌بین 
  • Zamanlarca gelip geçen şu insanlar, dünya kuyusuna düşmüşlerdir. Her biri, kuyunun içinde kendi aksini görmüştür.
  • در چه دنیا فتادند این قرون  ** عکس خود را دید هر یک چه درون 
  • Kuyuda sana görünen, bil ki dışarıdadır. Yoksa o aslan gibi sen de kuyuya düştün gitti. 3145
  • از برون دان آنچ در چاهت نمود  ** ورنه آن شیری که در چه شد فرود