English    Türkçe    فارسی   

6
3140-3149

  • Usturlabında örümcek ağı gibi nakışlar vardır, ezel vasıfları onlarla anlaşılır bilinir. 3140
  • بر صطرلابش نقوش عنکبوت  ** بهر اوصاف ازل دارد ثبوت 
  • O usturlabın üstündeki ankebut, gayb göğü ile ruh güneşine ait şerhlerde bulunur, dersler verir.
  • تا ز چرخ غیب وز خورشید روح  ** عنکبوتش درس گوید از شروح 
  • Bu doğruyu bulan usturlapla ankebut, halkın eline müneccimsiz düşmüştür.
  • عنکبوت و این صطرلاب رشاد  ** بی‌منجم در کف عام اوفتاد 
  • Tanrı bu yıldız bilgisini peygamberlere vermiştir. Gaybı görmek için o âlemi görebilen bir göz gerek.
  • انبیا را داد حق تنجیم این  ** غیب را چشمی بباید غیب‌بین 
  • Zamanlarca gelip geçen şu insanlar, dünya kuyusuna düşmüşlerdir. Her biri, kuyunun içinde kendi aksini görmüştür.
  • در چه دنیا فتادند این قرون  ** عکس خود را دید هر یک چه درون 
  • Kuyuda sana görünen, bil ki dışarıdadır. Yoksa o aslan gibi sen de kuyuya düştün gitti. 3145
  • از برون دان آنچ در چاهت نمود  ** ورنه آن شیری که در چه شد فرود 
  • Tavşan, onu “kuyuda kükremiş bir aslan var.
  • برد خرگوشیش از ره کای فلان  ** در تگ چاهست آن شیر ژیان 
  • Kuyuya gir de ondan öç al. Sen ondan üstünsün kopar kafasını” diye yoldan çevirdi.
  • در رو اندر چاه کین از وی بکش  ** چون ازو غالب‌تری سر بر کنش 
  • O mukallit de tavşana kandı, onun maskarası oldu. Kendi hayalleriyle köpürdü, coştu.
  • آن مقلد سخره‌ی خرگوش شد  ** از خیال خویشتن پر جوش شد 
  • “Bu görünen şey, suyun aksettirmesinden ibaret değil mi? O her şeyi döndüren, çeviren Tanrı’nın bir hayal göstermesinden başka bir şey mi? Diyemedi.
  • او نگفت این نقش داد آب نیست  ** این به جز تقلیب آن قلاب نیست