English    Türkçe    فارسی   

6
3966-3975

  • Fakih padişahı hiddetli, gazaplı görünce kötü bir hale düştü, zehir kadehi gibi acı ve kanlı bir hale geldi.
  • چون فقیهش دید رخ پر خشم و قهر  ** تلخ و خونی گشته هم‌چون جام زهر 
  • Sakiye, yahu acele et dedi, neye öyle sersem, sersem oturuyorsun? Çabuk padişahı neşelendir.
  • بانگ زد بر ساقیش که ای گرم‌دار  ** چه نشستی خیره ده در طبعش آر 
  • Padişah gülümsedi, ey ulu er dedi, hoşlandım, o kız senin olsun!
  • خنده آمد شاه را گفت ای کیا  ** آمدم با طبع آن دختر ترا 
  • Ben padişahım, benim işim adalettir, lütuftur. Ne yersem cömertliğim, sevgiliyi de onu verir.
  • پادشاهم کار من عدلست و داد  ** زان خورم که یار را جودم بداد 
  • Tatlı, tatlı içemediğim şeyi nasıl olur da sevgiliye verir, ona azık olarak sunarım? 3970
  • آنچ آن را من ننوشم هم‌چو نوش  ** کی دهم در خورد یار و خویش و توش 
  • Ben kendi hususi soframda ne yersem kullarıma da onu yediririm.
  • زان خورانم من غلامان را که من  ** می‌خورم بر خوان خاص خویشتن 
  • Pişmiş olsun, ham olsun… Ne yemek yersem kölelerime onu yedirir, onları o yemekle beslerim.
  • زان خورانم بندگان را از طعام  ** که خورم من خود ز پخته یا ز خام 
  • Kürkten, atlastan ne giyersem kölelerime de onu giydiririm, onlara köhne elbiseler giydirmem.
  • من چو پوشم از خز و اطلس لباس  ** زان بپوشانم حشم را نه پلاس 
  • Hüner sahibi Peygamberden utanırım. O “ Hizmetçinize siz ne giyiyorsanız onu giydirin” dedi.
  • شرم دارم از نبی ذو فنون  ** البسوهم گفت مما تلبسون 
  • Mustafa, evladı olan ümmetine “ Elinizin altındakilere yediğiniz şeyden yedirin” diye vasiyette bulundu. 3975
  • مصطفی کرد این وصیت با بنون  ** اطعموا الاذناب مما تاکلون