English    Türkçe    فارسی   

6
4338-4347

  • Diyordu ki: Beni nereden ümitlendirdi, nereden mal mülk verdi?
  • کر کجا اومیدوارم کرده بود  ** وز کجا افشاند بر من سیم و سود 
  • Bu ne hikmetti ki murat kıblemi başka yerde sandım, yolumu yitirim, neşeli bir halde evimden çıktım.
  • این چه حکمت بود که قبله‌ی مراد  ** کردم از خانه برون گمراه و شاد 
  • Koşa koşa sapıklık yoluna düştüm. Her an dileğimden biraz daha uzaklaşıyormuşum meğerse. 4340
  • تا شتابان در ضلالت می‌شدم  ** هر دم از مطلب جداتر می‌بدم 
  • Sonradan yine Tanrı, o sapıklığı, keremiyle lütuf haline getirdi, beni doğru yola götürmeye vesile etti.
  • باز آن عین ضلالت را به جود  ** حق وسیلت کرد اندر رشد و سود 
  • Sapıklığı iman yolu yapar, eğri gidişi ihsan mahsulünün devşirme çağı kılar.
  • گمرهی را منهج ایمان کند  ** کژروی را محصد احسان کند 
  • Bu suretle de hiçbir ihsan sahibinin korkudan emin olmamasını, hiçbir hainin de ricadan el çekmemesini diler.
  • تا نباشد هیچ محسن بی‌وجا  ** تا نباشد هیچ خاین بی‌رجا 
  • Kendisine gizli lütuf sahibi densin diye zehir içine tiryak gizler.
  • اندرون زهر تریاق آن حفی  ** کرد تا گویند ذواللطف الخفی 
  • Namazda bile gizli olmayan lütuf ve keremi, namazda bile bulunmayan o yargılamayı günaha vermiştir. 4345
  • نیست مخفی در نماز آن مکرمت  ** در گنه خلعت نهد آن مغفرت 
  • İnkâr edenler, güvenilir, yüce kişileri aşağılamayı kasdettiler. Fakat bu aşağılama, yüceliğin tâ kendisi oldu, mucizelerin zuhuruna sebep kesildi.
  • منکران را قصد اذلال ثقات  ** ذل شده عز و ظهور معجزات 
  • Onların inkârdan kasıtları, dini aşağılamaydı; fakat bu aşağılamanın ta kendisi, peygamberlerin yüceliğini izhar etti.
  • قصدشان ز انکار ذل دین بده  ** عین ذل عز رسولان آمده