English    Türkçe    فارسی   

6
4357-4366

  • Halbuki bu, Musa ümmetinin emin olmasına, kendisinin yerin dibine, helak çölüne gitmesine sebeboldu.
  • آمنی امت موسی شود  ** او به تحت‌الارض و هامون در رود 
  • Firavun, Mısır'da kalsaydı, oraya gelmeseydi Musa kavminin vehmi, nasıl geçerdi?
  • گر به مصر اندر بدی او نامدی  ** وهم از سبطی کجا زایل شدی 
  • Ardlarına düştü, Musa kavmini âdeta eritti, yaktı yandırdı. Tanrı, bu suretle emniyet, bil ki korkudandır dedi.
  • آمد و در سبط افکند او گداز  ** که بدانک امن در خوفست راز 
  • Gizli lütuf ona derler ki hiçbir şeye muhtaç olmayan Tanrı, ateş gösterir, halbuki nurdur. 4360
  • آن بود لطف خفی کو را صمد  ** نار بنماید خود آن نوری بود 
  • Tanrı' dan çekinen kişiye mükâfatta bulunmak, gizli ve olmayacak bir şey değildir. Sen, hataya düşen büyücülere, hatalarından sonra ettiği lûtfa bak.
  • نیست مخفی مزد دادن در تقی  ** ساحران را اجر بین بعد از خطا 
  • Sevip beslerken vuslata eriştirme, umulmayacak şey değildir. Halbuki o, büyücülerin ellerini, ayaklarını kestirirken onları vuslatına eriştirdi.
  • نیست مخفی وصل اندر پرورش  ** ساحران را وصل داد او در برش 
  • Yürüyen ayakları olan kişinin yürüyüp gezmesi tabiîdir. Sen, büyücülerin ayakları kesildiği halde yürümelerini seyret!
  • نیست مخفی سیر با پای روا  ** ساحران را سیر بین در قطع پا 
  • Arifler, kan denizinden geçip gitmişlerdir de o yüzden daimî bir emniyet içindedirler.
  • عارفان زانند دایم آمنون  ** که گذر کردند از دریای خون 
  • Onların emniyeti, korkunun ta kendisinden meydana gelmiştir. Hâsılı her an da o emniyet, çoğalıp durur. 4365
  • امنشان از عین خوف آمد پدید  ** لاجرم باشند هر دم در مزید 
  • Ey temiz adam, korkudan gizlenmiş emniyeti gördün, ümidde gizli korkuyu da gör.
  • امن دیدی گشته در خوفی خفی  ** خوف بین هم در امیدی ای حفی