English    Türkçe    فارسی   

6
809-818

  • Harmanlarımızdan ancak o bir tek taneyi gördün de ona canla başla sarıldın.
  • تو ز خرمنهای ما آن دیده‌ای  ** که در آن دانه به جان پیچیده‌ای 
  • Ey surette zerre olan, Zuhal yıldızını gör. Sen bir topal karıncasın, yürü, Süleyman’a bak. 810
  • ای به صورت ذره کیوان را ببین  ** مور لنگی رو سلیمان را ببین 
  • Sen bu cisimden ibaret değilsin, gözden ibaretsin. Canı görsen cisimden vazgeçersin.
  • تو نه‌ای این جسم تو آن دیده‌ای  ** وا رهی از جسم گر جان دیده‌ای 
  • İnsan gözdür, öte yanı deriden, etten başka bir şey değil. Gözü, neyi görürse değeri o kadardır insanın.
  • آدمی دیده‌ست باقی گوشت و پوست  ** هرچه چشمش دیده است آن چیز اوست 
  • Bir küp, boyuna deniz suyu ile doldurulsa koca bir dağı sele verir.
  • کوه را غرقه کند یک خم ز نم  ** منفذش چون باز باشد سوی یم 
  • Küpün canından denize bir yol açılırsa küp, ırmaktan üstün olur.
  • چون به دریا راه شد از جان خم  ** خم با جیحون برآرد اشتلم 
  • Onun için “Söyle” sözü, denizin sözüdür. Ahmed, neyi söylerse hakikatte o söz hakikat denizinindir. 815
  • زان سبب قل گفته‌ی دریا بود  ** هرچه نطق احمدی گویا بود 
  • Onun sözleri denizin incileridir. Çünkü gönlü denizle birdir onun.
  • گفته‌ی او جمله در بحر بود  ** که دلش را بود در دریا نفوذ 
  • Deniz daima küpümüze yardım edip durursa artık bir balıkta denizin bulunmasına şaşılır mı?
  • داد دریا چون ز خم ما بود  ** چه عجب در ماهیی دریا بود 
  • Duygu gözü şu geçip gidici suretlere düşmüş, donup kalmıştır. Sen, o sureti geçip gidici görürsün ama hakikatte geçip gitmez o.
  • چشم حس افسرد بر نقش ممر  ** تش ممر می‌بینی و او مستقر