English    Türkçe    فارسی   

1
7-56

  • Benim esrarım feryadımdan uzak değildir, ancak (her) gözde, kulakta o nur yok.
  • سر من از ناله‌‌ی من دور نیست ** لیک چشم و گوش را آن نور نیست‌‌
  • Ten candan, can da tenden gizli kapaklı değildir, lâkin canı görmek için kimseye izin yok.
  • تن ز جان و جان ز تن مستور نیست ** لیک کس را دید جان دستور نیست‌‌
  • Bu neyin sesi ateştir, hava değil; kimde bu ateş yoksa yok olsun!
  • آتش است این بانگ نای و نیست باد ** هر که این آتش ندارد نیست باد
  • Aşk ateşidir ki neyin içine düşmüştür, aşk coşkunluğudur ki şarabın içine düşmüştür. 10
  • آتش عشق است کاندر نی فتاد ** جوشش عشق است کاندر می ‌‌فتاد
  • Ney, dosttan ayrılan kişinin arkadaşı, haldaşıdır. Onun perdeleri, perdelerimizi yırttı.
  • نی حریف هر که از یاری برید ** پرده‌‌هایش پرده‌‌های ما درید
  • Ney gibi hem bir zehir, hem bir tiryak, ney gibi hem bir hemdem, hem bir müştak kim gördü?
  • همچو نی زهری و تریاقی که دید ** همچو نی دمساز و مشتاقی که دید
  • Ney, kanla dolu olan yoldan bahsetmekte, Mecnun aşkının kıssalarını söylemektedir.
  • نی حدیث راه پر خون می‌‌کند ** قصه‌‌های عشق مجنون می‌‌کند
  • Bu aklın mahremi akılsızdan başkası değildir, dile de kulaktan başka müşteri yoktur.
  • محرم این هوش جز بی‌‌هوش نیست ** مر زبان را مشتری جز گوش نیست‌‌
  • Bizim gamımızdan günler, vakitsiz bir hale geldi; günler yanışlarla yoldaş oldu. 15
  • در غم ما روزها بی‌‌گاه شد ** روزها با سوزها همراه شد
  • Günler geçtiyse, geçip gitsin; korkumuz yok. Ey temizlikte naziri olmayan, hemen sen kal!
  • روزها گر رفت گو رو باک نیست ** تو بمان ای آن که چون تو پاک نیست‌‌
  • Balıktan başka her şey suya kandı, rızkı olmayana da günler uzadı.
  • هر که جز ماهی ز آبش سیر شد ** هر که بی‌‌روزی است روزش دیر شد
  • Ham, pişkinin halinden anlamaz, öyle ise söz kısa kesilmelidir vesselâm.
  • درنیابد حال پخته هیچ خام ** پس سخن کوتاه باید و السلام‌‌
  • Ey oğul! Bağı çöz, azat ol. Ne zamana kadar gümüş, altın esiri olacaksın?
  • بند بگسل، باش آزاد ای پسر ** چند باشی بند سیم و بند زر
  • Denizi bir testiye dökersen ne alır? Bir günün kısmetini… 20
  • گر بریزی بحر را در کوزه‌‌ای ** چند گنجد قسمت یک روزه‌‌ای‌‌
  • Harislerin göz testisi dolmadı. Sedef, kanaatkâr olduğundan inci ile doldu.
  • کوزه‌‌ی چشم حریصان پر نشد ** تا صدف قانع نشد پر در نشد
  • Bir aşk yüzünden elbisesi yırtılan, hırstan, ayıptan adamakıllı temizlendi.
  • هر که را جامه ز عشقی چاک شد ** او ز حرص و عیب کلی پاک شد
  • Ey bizim sevdası güzel aşkımız; şad ol; ey bütün hastalıklarımızın hekimi;
  • شاد باش ای عشق خوش سودای ما ** ای طبیب جمله علتهای ما
  • Ey bizim kibir ve azametimizin ilâcı, ey bizim Eflâtun’umuz! Ey bizim Calinus’umuz!
  • ای دوای نخوت و ناموس ما ** ای تو افلاطون و جالینوس ما
  • Toprak beden, aşktan göklere çıktı; dağ oynamaya başladı, çevikleşti. 25
  • جسم خاک از عشق بر افلاک شد ** کوه در رقص آمد و چالاک شد
  • Ey âşık! Aşk; Tûr’un canı oldu. Tûr sarhoş, Mûsa da düşüp bayılmış!
  • عشق جان طور آمد عاشقا ** طور مست و خر موسی صاعقا
  • Zamanımı beraber geçirdiğim arkadaşımın dudağına eş olsaydım (sırlarına tahammül edecek bir hemdem bulsaydım) ney gibi ben de söylenecek şeyleri söylerdim.
  • با لب دمساز خود گر جفتمی ** همچو نی من گفتنیها گفتمی‌‌
  • Dildeşinden ayrı düşen, yüz türlü nağmesi olsa bile dilsizdir.
  • هر که او از هم زبانی شد جدا ** بی‌‌زبان شد گر چه دارد صد نوا
  • Gül solup mevsim geçince artık bülbülden maceralar işitemezsin.
  • چون که گل رفت و گلستان در گذشت ** نشنوی ز ان پس ز بلبل سر گذشت‌‌
  • Her şey maşuktur, âşık bir perdedir. Yaşayan maşuktur, âşık bir ölüdür. 30
  • جمله معشوق است و عاشق پرده‌‌ای ** زنده معشوق است و عاشق مرده‌‌ای‌‌
  • Kimin aşka meyli yoksa o kanatsız bir kuş gibidir, vah ona!
  • چون نباشد عشق را پروای او ** او چو مرغی ماند بی‌‌پر، وای او
  • Sevgilimin nuru önde, artta olmadıkça ben nasıl önü, sonu idrak edebilirim?
  • من چگونه هوش دارم پیش و پس ** چون نباشد نور یارم پیش و پس‌‌
  • Aşk, bu sözün dışarı çıkıp yazılmasını ister; ayna gammaz olmaz da ne olur?
  • عشق خواهد کاین سخن بیرون بود ** آینه غماز نبود چون بود
  • Aynan, bilir misin, neden gammaz değil? Yüzünden tozu, pası silinmemiş de ondan!
  • آینه‌‌ت دانی چرا غماز نیست ** ز انکه زنگار از رخش ممتاز نیست‌‌
  • Padişahın bir halayığa âşık olup satın alması, halayığın hastalanması, onu iyi etmek için tedbiri
  • عاشق شدن پادشاه بر کنیزک رنجور و تدبیر کردن در صحت او
  • Ey dostlar! Bu hikâyeyi dinleyiniz. Hakikatte o bizim bu günkü halimizdir. 35
  • بشنوید ای دوستان این داستان ** خود حقیقت نقد حال ماست آن‌‌
  • Bundan evvelki bir zamanda bir padişah vardı. O hem dünya, hem din saltanatına malikti.
  • بود شاهی در زمانی پیش از این ** ملک دنیا بودش و هم ملک دین‌‌
  • Padişah, bir gün hususi adamları ile av için hayvana binmiş, giderken.
  • اتفاقا شاه روزی شد سوار ** با خواص خویش از بهر شکار
  • Ana caddede bir halayık gördü, o halayığın kölesi oldu.
  • یک کنیزک دید شه بر شاه راه ** شد غلام آن کنیزک جان شاه‌‌
  • Can kuşu kafeste çırpınmaya başladı. Mal verdi, o halayığı satın aldı.
  • مرغ جانش در قفس چون می‌‌طپید ** داد مال و آن کنیزک را خرید
  • Onu alıp arzusuna nail oldu. Fakat kazara o halayık hastalandı. 40
  • چون خرید او را و برخوردار شد ** آن کنیزک از قضا بیمار شد
  • Birisinin eşeği varmış, fakat palanı yokmuş. Palanı ele geçirmiş, bu sefer eşeği kurt kapmış.
  • آن یکی خر داشت، پالانش نبود ** یافت پالان گرگ خر را در ربود
  • Birisinin ibriği varmış, fakat suyu elde edememiş. Suyu bulunca da ibrik kırılmış!
  • کوزه بودش آب می‌‌نامد به دست ** آب را چون یافت خود کوزه شکست‌‌
  • Padişah sağdan, soldan hekimler topladı. Dedi ki: “İkimizin hayatı da sizin elinizdedir.
  • شه طبیبان جمع کرد از چپ و راست ** گفت جان هر دو در دست شماست‌‌
  • Benim hayatım bir şey değil, asıl canımın canı odur. Ben dertliyim, hastayım dermanım o.
  • جان من سهل است جان جانم اوست ** دردمند و خسته‌‌ام درمانم اوست‌‌
  • Kim benim canıma derman ederse benim hazinemi, incimi ve mercanımı (atiye ve ihsanımı) o aldı (demektir).” 45
  • هر که درمان کرد مر جان مرا ** برد گنج و در و مرجان مرا
  • Hepsi birden dediler ki: “Canımızı feda edelim. Beraberce düşünüp beraberce tedavi edelim.
  • جمله گفتندش که جان‌‌بازی کنیم ** فهم گرد آریم و انبازی کنیم‌‌
  • Bizim her birimiz bir âlem Mesih’idir, elimizde her hastalığa bir ilâç vardır.”
  • هر یکی از ما مسیح عالمی است ** هر الم را در کف ما مرهمی است‌‌
  • Kibirlerinden Allah isterse (inşaallah) demediler. Allah da onlara insanların acizliğini gösterdi.
  • گر خدا خواهد نگفتند از بطر ** پس خدا بنمودشان عجز بشر
  • ”İnşaallah” sözünü terk ettiklerini söylemeden maksadım, insanların yürek katılığını ve mağrurluğunu söylemektir. Yoksa ârızî bir halet olan inşaallah’ı söylemeyi unuttuklarını anlatmak değildir.
  • ترک استثنا مرادم قسوتی است ** نی همین گفتن که عارض حالتی است‌‌
  • Hey gidi nice inşaallah’ı diliyle söylemeyen vardır ki canı “inşaallah” la eş olmuştur. 50
  • ای بسا ناورده استثنا به گفت ** جان او با جان استثناست جفت‌‌
  • İlâç ve tedavi nev’inden her ne yapıldıysa hastalık arttı, maksat da hâsıl olmadı.
  • هر چه کردند از علاج و از دوا ** گشت رنج افزون و حاجت ناروا
  • O halayıkcağız, hastalıktan kıl gibi olunca padişahın kanlı gözyaşı ırmağa döndü.
  • آن کنیزک از مرض چون موی شد ** چشم شه از اشک خون چون جوی شد
  • Kazara sirkengübin safrayı arttırdı. Badem yağı da kuruluk tesirini göstermeye başladı.
  • از قضا سرکنگبین صفرا فزود ** روغن بادام خشکی می‌‌نمود
  • Karahelileyle kabız oldu, ferahlığı gitti; su, neft gibi ateşe yardım etti.
  • از هلیله قبض شد اطلاق رفت ** آب آتش را مدد شد همچو نفت‌‌
  • Halayığın tedavisinde hekimlerin âciz kalmalarını padişahın anlaması, Tanrı tapusuna yüz tutması ve bir uluyu rüyada görmesi
  • ظاهر شدن عجز حکیمان از معالجه‌‌ی کنیزک و روی آوردن پادشاه به درگاه خدا و در خواب دیدن او ولی را
  • Padişah, hekimlerin âciz kaldıklarını görünce yalınayak mescide koştu. 55
  • شه چو عجز آن حکیمان را بدید ** پا برهنه جانب مسجد دوید
  • Mescide gidip mihrap tarafına yöneldi. Secde yeri gözyaşından sırsıklam oldu.
  • رفت در مسجد سوی محراب شد ** سجده گاه از اشک شه پر آب شد