English    Türkçe    فارسی   

2
1966-2015

  • Taş ve demir evvel, kıvılcım sonra. Fakat bu ikisi ten, kıvılcım can.
  • سنگ و آهن اول و پایان شرر ** لیک این هر دو تنند و جان شرر
  • Kıvılcım, zaman itibariyle çakmaktan sonra ise de değeri bakımından ondan üstündür.
  • آن شرر گر در زمان واپس‏تر است ** در صفت از سنگ و آهن برتر است‏
  • Zaman bakımından dal, meyveden öncedir, fakat hüner bakımından daldan üstün.
  • در زمان شاخ از ثمر سابق‏تر است ** در هنر از شاخ او فایق‏تر است‏
  • Çünkü ağaçtan maksat meyvedir; şu halde meyve evveldir, ağaç sonra gelir.
  • چون که مقصود از شجر آمد ثمر ** پس ثمر اول بود و آخر شجر
  • Ayı, ejderhadan feryat edince o er, ayıyı onun pençesinden kurtardı. 1970
  • خرس چون فریاد کرد از اژدها ** شیر مردی کرد از جنگش جدا
  • Hile ile babayiğitlik birleşti, er de ejderhayı bu kuvvetle alt edip öldürdü.
  • حیلت و مردی بهم دادند پشت ** اژدها را او بدین قوت بکشت‏
  • Ejderhanın gücü vardır ama hilesi yoktur. Senin hilen var ama hilenden üstün hile de var!
  • اژدها را هست قوت حیله نیست ** نیز فوق حیله‏ی تو حیله‏ای است‏
  • Hile ve tedbirini görünce yürü, o hile, o tedbir nereden geldi? O başlangıç tarafına dön, o tarafa yönel.
  • حیله‏ی خود را چو دیدی باز رو ** کز کجا آمد سوی آغاز رو
  • Aşağılık âlemde bulunan her şey yücelikten gelmiştir. Haydi, var gözünü yüceliklere dik.
  • هر چه در پستی است آمد از علا ** چشم را سوی بلندی نه هلا
  • Yücelere bakmak, önce gözü alır, kamaştırır ama sonra bakışa bir aydınlık bağışlar. 1975
  • روشنی بخشد نظر اندر علی ** گر چه اول خیرگی آرد بلی‏
  • Gözünü aydınlığa alıştır. Yok, eğer yarasaysan karanlıklara baka dur!
  • چشم را در روشنایی خوی کن ** گر نه خفاشی نظر آن سوی کن‏
  • Akıbeti görme, nurunun nişanesidir, bu şehvete düşmense senin mezarın.
  • عاقبت بینی نشان نور تست ** شهوت حالی حقیقت گور تست‏
  • Yüz türlü oyun görüp, yüz türlü tecrübe geçirip akıbeti gören kişi, bir tek oyun görene benzemez.
  • عاقبت بینی که صد بازی بدید ** مثل آن نبود که یک بازی شنید
  • Bir oyun gören, o tek oyuna öyle mağrur oldu ki ululanması yüzünden üstatlardan uzak kaldı.
  • ز آن یکی بازی چنان مغرور شد ** کز تکبر ز اوستادان دور شد
  • Sâmirî gibi. O, kendisinde bir hüner görünce ululanıp Musa’dan baş çekti. 1980
  • سامری‏وار آن هنر در خود چو دید ** او ز موسی از تکبر سر کشید
  • Hâlbuki o, hünerini Musa’dan öğrenmişti. Öyle olduğu halde öğretmeninden gözünü yumdu.
  • او ز موسی آن هنر آموخته ** وز معلم چشم را بر دوخته‏
  • Hulâsa Musa da başka bir oyun etti; onun oyununu kapıverdi, kendisini de!
  • لاجرم موسی دگر بازی نمود ** تا که آن بازی و جانش را ربود
  • Başta dönüp dolaşan nice hünerler, nice bilgiler vardır ki insan onlarla baş oluncaya kadar, baş elden gider!
  • ای بسا دانش که اندر سر دود ** تا شود سرور بدان خود سر رود
  • Başının gitmemesini istersen ayak ol, rey ve tedbir sahibi Kutb’a sığın!
  • سر نخواهی که رود تو پای باش ** در پناه قطب صاحب رای باش‏
  • Şah bile olsan kendini ondan üstün görme. Bal bile olsan onun otundan başka bir şey devşirme. 1985
  • گر چه شاهی خویش فوق او مبین ** گر چه شهدی جز نبات او مچین‏
  • Senin fikrin surettir, onun ki can. Senin paran kalptir, onunki maden.
  • فکر تو نقش است و فکر اوست جان ** نقد تو قلب است و نقد اوست کان‏
  • O, sensin. Kendini onda ara. “Kû, Kû- Nerede, nerede?” diye onun civarında bir üveyik ol!
  • او تویی خود را بجو در اوی او ** کو و کو گو فاخته شو سوی او
  • Sefa ehline hizmet etmek istemezsen ejderha ağzına düşen ayıya benzersin.
  • ور نخواهی خدمت ابنای جنس ** در دهان اژدهایی همچو خرس‏
  • Belki bir üstat seni kurtarır, tehlikelerden çekip çıkarır.
  • بو که استادی رهاند مر ترا ** و ز خطر بیرون کشاند مر ترا
  • Mademki gücün kuvvetin yok, ağlayıp inle! Madem ki körsün.. yol görenden baş çekme! 1990
  • زاریی می‏کن چو زورت نیست هین ** چون که کوری سر مکش از راه بین‏
  • Ayıdan daha aşağı mısın ki derdinden ağlayıp inlemiyorsun.? Ayı feryat ettiği için dertten kurtuldu.
  • تو کم از خرسی نمی‏نالی ز درد ** خرس رست از درد چون فریاد کرد
  • Ey Allah, bizim taş yüreğimizi mum gibi yumuşat; kerem et de feryadımıza acı!
  • ای خدا این سنگ دل را موم کن ** ناله‏ی ما را خوش و مرحوم کن‏
  • Kör bir dilencinin “Bende iki körlük var” demesi
  • گفتن نابینای سائل که دو کوری دارم‏
  • Bir kör vardı, derdi ki: “Ey zamane ehli, elâman, benim iki körlüğüm var.
  • بود کوری کاو همی‏گفت الامان ** من دو کوری دارم ای اهل زمان‏
  • Şu halde bana iki kat acıyın. Çünkü iki kat körüm, bu iki körlüğe birden müptelâyım”
  • پس دو باره رحمتم آرید هان ** چون دو کوری دارم و من در میان‏
  • Birisi “Bir körlüğünü görüyoruz. Öbür körlüğün nedir? Göster” dedi. 1995
  • گفت یک کوریت می‏بینیم ما ** آن دگر کوری چه باشد وانما
  • Kör dedi ki; “Sesim çirkin, avazım bed. Ses çirkinliği ve körlük iki kat körlüktür.
  • گفت زشت آوازم و ناخوش نوا ** زشت آوازی و کوری شد دوتا
  • Çirkin sesim halka keder vermekte. Halkın acıması, sesim yüzünden azalmakta.
  • بانگ زشتم مایه‏ی غم می‏شود ** مهر خلق از بانگ من کم می‏شود
  • Kötü sesim nereye varırsa hiddet, gam ve kin meydana gelmekte.
  • زشت آوازم به هر جا که رود ** مایه‏ی خشم و غم و کین می‏شود
  • İki körlüğe siz de iki kat acıyın. Böyle hiçbir yere sığmayan kişiyi gönlünüze sığdırın, hoş görün”
  • بر دو کوری رحم را دوتا کنید ** این چنین ناگنج را گنجا کنید
  • Bu şikâyet, bu sızlanma yüzünden sesinin çirkinliği kalmadı. Halkın hepsi ona acımaya başladı. 2000
  • زشتی آواز کم شد زین گله ** خلق شد بر وی به رحمت یک دله‏
  • Sırrını söyleyince gönlünün güzel sesi, sesini güzelleştirdi, sesindeki çirkinlik gitti.
  • کرد نیکو چون بگفت او راز را ** لطف آواز دلش آواز را
  • Fakat birisinin gönül sesi de çirkin olursa o adamda üç ebedî körlük vardır.
  • و انکه آواز دلش هم بد بود ** آن سه کوری دوری سرمد بود
  • Fakat sebepsiz illetsiz hacetleri reva edenler, olabilir ki onun çirkin başına bir el korlar.
  • لیک وهابان که بی‏علت دهند ** بو که دستی بر سر زشتش نهند
  • O dilencinin sesi hoş ve acınacak hale gelince taş yüreklilerin yüreği bile muma döndü.
  • چون که آوازش خوش و مظلوم شد ** زو دل سنگین دلان چون موم شد
  • Kâfirin sesi çirkin olduğundan icabete eş olamaz. 2005
  • ناله‏ی کافر چو زشت است و شهیق ** ز آن نمی‏گردد اجابت را رفیق‏
  • “Susun” emri, kötü ses hakkındadır. Çünkü o ses, halkın kanından köpek gibi sarhoş olmuştur.
  • اخسؤا بر زشت آواز آمده ست ** کاو ز خون خلق چون سگ بود مست‏
  • Ayının feryadı bile acındıracak bir ses olur da senin feryadın olmazsa bu çok kötü bir şeydir!
  • چون که ناله‏ی خرس رحمت کش بود ** ناله‏ات نبود چنین ناخوش بود
  • Bil ki sen Yusuf’a kurtluk etmişsin yahut bir suçsuzun kanını içmişsin.
  • دان که با یوسف تو گرگی کرده‏ای ** یا ز خون بی‏گناهی خورده‏ای‏
  • Tövbe et içtiğini kus. Eğer yara eskidiyse yürü, dağla!
  • توبه کن و ز خورده استفراغ کن ** ور جراحت کهنه شد رو داغ کن‏
  • Ayıyla, onun vefakârlığına güvenen ahmağın hikâyesi
  • تتمه‏ی حکایت خرس و آن ابله که بر وفای او اعتماد کرده بود
  • Ayı, ejderhadan kurtulup o babayiğit erden o keremi görünce, 2010
  • خرس هم از اژدها چون وارهید ** و آن کرم ز آن مرد مردانه بدید
  • Eshâb- Kehf’in köpeği gibi onun peşine takıldı.
  • چون سگ اصحاب کهف آن خرس زار ** شد ملازم در پی آن بردبار
  • O Müslüman, hastalanıp yastığa baş koyunca da ayı, ona bağlanmış, gönül vermiş olduğundan bırakmadı, başın da beklemeye başladı.
  • آن مسلمان سر نهاد از خستگی ** خرس حارس گشت از دل بستگی‏
  • Birisi oradan geçerken “ Halin nasıl? Kardeş, bu ayıyla ne işin var” dedi.
  • آن یکی بگذشت و گفتش حال چیست ** ای برادر مر ترا این خرس کیست‏
  • Er, ejderha hikâyesini nakletti. O adam “ Ayıya güvenme be ahmak.
  • قصه واگفت و حدیث اژدها ** گفت بر خرسی منه دل ابلها
  • Ahmağın dostluğu düşmanlıktan beterdir. Ne suretle olursa olsun sürülmesi gerek” dedi. 2015
  • دوستی ابله بتر از دشمنی است ** او بهر حیله که دانی راندنی است‏