English    Türkçe    فارسی   

2
2584-2633

  • Halkın seni övmesini, sana yaltaklanmasını, halkın tatlı ve kandırıcı sözlerini alıyor, altın gibi cebine indiriyorsun!
  • چاپلوس و لفظ شیرین و فریب ** می‏ستانی می‏نهی چون زر به جیب‏
  • Sana Padişahların sövmesi, vurması, sapıkların övmesinden daha iyidir. 2585
  • مر ترا دشنام و سیلی شهان ** بهتر آید از ثنای گمرهان‏
  • Padişahların tokadını ye de aşağılık kişilerin balını yeme, bu suretle er olanların ikbali yüzünden sen de bir er ol.
  • صفع شاهان خور مخور شهد خسان ** تا کسی گردی ز اقبال کسان‏
  • Çünkü onlardan hil’at gelir, devlet gelir. Onlar, ruhun penahında cesedi, can haline getirirler.
  • ز آنک از ایشان خلعت و دولت رسد ** در پناه روح جان گردد جسد
  • Nerede bir çıplak, bir yoksul görürsen bil ki bir kâmilden kaçmıştır.
  • هر کجا بینی برهنه و بی‏نوا ** دان که او بگریخته ست از اوستا
  • Gönlünün dilediğini yapmak, o kör, o kötü ve sermayesiz gönlün istediğini yerine getirmek için bir üstattan firar etmiştir.
  • تا چنان گردد که می‏خواهد دلش ** آن دل کور بد بی‏حاصلش‏
  • Eğer ustanın dilediğine uysaydı kendisini de bezerdi, akrabasını da. 2590
  • گر چنان گشتی که استا خواستی ** خویش را و خویش را آراستی‏
  • Dünyada kim ustadan kaçarsa, devletten kaçar; bunu böyle bil.
  • هر که از استا گریزد در جهان ** او ز دولت می‏گریزد این بدان‏
  • Ten kazancında bir sanat öğrendin, din sanatına da bir el ur!
  • پیشه‏ای آموختی در کسب تن ** چنگ اندر پیشه‏ی دینی بزن‏
  • Dünyada elbisen var, zenginleştin; fakat bu âlemden gidince nasıl edeceksin?
  • در جهان پوشیده گشتی و غنی ** چون برون آیی از اینجا چون کنی‏
  • Ahiret için de bir sanat öğren ki mağfiret kazancını elde edesin.
  • پیشه‏ای آموز کاندر آخرت ** اندر آید دخل کسب مغفرت‏
  • O cihan da pazarla, kazançla dolu bir şehirdir. Zannetme ki kazanma yalnız bu âlemdedir ve bu kazanç kâfidir! 2595
  • آن جهان شهری است پر بازار و کسب ** تا نپنداری که کسب اینجاست حسب‏
  • Ulu Tanrı “Bu cihanın kazancı, o kazancın yanında çocuk oyuncağıdır” dedi.
  • حق تعالی گفت کاین کسب جهان ** پیش آن کسب است لعب کودکان‏
  • Hani bir çocuk, öbür çocuğun üstüne yürür, onunla konuşuyor birleşiyor gibi hareketlerde bulunur ya..
  • همچو آن طفلی که بر طفلی تند ** شکل صحبت کن مساسی می‏کند
  • Çocuklar, dükkâncılık oynarlar ya fakat zaman geçirmeden başka, ellerine bir şey girmez.
  • کودکان سازند در بازی دکان ** سود نبود جز که تعبیر زبان‏
  • Gece gelip çatar, çocuk evine aç döner, Öbür çocuklar giderler, tek başına kalakalır.
  • شب شود در خانه آید گرسنه ** کودکان رفته بمانده یک تنه‏
  • Bu âlem oyun yeridir, ölüm de gece. Geri döner gidersin, fakat kese bomboş, sen de yorgun argın! 2600
  • این جهان بازی‏گه است و مرگ شب ** باز گردی کیسه خالی پر تعب‏
  • Be serkeş herif, din kazancı; aşktır, gönül cezbesidir, Hak nuruna kabiliyettir.
  • کسب دین عشق است و جذب اندرون ** قابلیت نور حق دان ای حرون‏
  • Bu aşağılık nefis, senden fâni kazanç ister. Fakat niceye bir aşağılık şeyleri kazanıp duracaksın, bırak artık, yeter.
  • کسب فانی خواهدت این نفس خس ** چند کسب خس کنی بگذار بس‏
  • Aşağılık nefis eğer senden yüce bir kazanç dilese bile bu dilekte hile ve düzen vardır.
  • نفس خس گر جویدت کسب شریف ** حیله و مکری بود آن را ردیف‏
  • İblis’in Muaviye’yi “Kalk, namaz vakti geldi” diye uyandırması
  • بیدار کردن ابلیس معاویه را که خیز وقت نماز است‏
  • Rivayet ederler: O Muaviye köşkünde bir bucakta uyumuştu.
  • در خبر آمد که آن معاویه ** خفته بد در قصر در یک زاویه‏
  • Köşkün kapısı içerden kilitliydi, çünkü Muaviye halkın gelip gitmesinden yorulmuştu. 2605
  • قصر را از اندرون در بسته بود ** کز زیارتهای مردم خسته بود
  • Ansızın birisi onu uyandırdı. Muaviye gözünü açınca adam gözden sır oldu.
  • ناگهان مردی و را بیدار کرد ** چشم چون بگشاد پنهان گشت مرد
  • Kendi kendisine, “Köşke kimse giremez. Bu küstahlıkta, bu cürette bulunan kim acaba?” dedi.
  • گفت اندر قصر کس را ره نبود ** کیست کاین گستاخی و جرات نمود
  • Etrafı dolaştı, gizlenen adamdan bir nişan bulmak için her tarafı araştırdı.
  • گرد برگشت و طلب کرد آن زمان ** تا بیابد ز آن نهان گشته نشان‏
  • Kapı ardında bir herif gördü. Adam kapıya sinmiş, yüzünü perde ile örtmüş gizlenmişti.
  • از پس در مدبری را دید کاو ** در در و پرده نهان می‏کرد رو
  • Muaviye “Hey sen, kimsin, adın ne ?” diye sordu. Adam “ Adım açıkça söyleyeyim, Şaki İblis” diye cevap verdi. 2610
  • گفت هی تو کیستی نام تو چیست ** گفت نامم فاش ابلیس شقی است‏
  • Muaviye “Niye gayret ettin, beni niçin uyandırdın? Bana doğru söyle, aykırı konuşma” dedi.
  • گفت بیدارم چرا کردی به جد ** راست گو با من مگو بر عکس و ضد
  • İblis’in Muaviye’yi eşekten düşürmesi, kapalı konuşup bahaneler etmesi, Muaviye’nin ona cevap vermesi
  • از خر افکندن ابلیس معاویه را و رو پوش و بهانه کردن و جواب گفتن معاویه او را
  • Şeytan “Namaz vakti geldi. Hemen mescide koşmak gerek.
  • گفت هنگام نماز آخر رسید ** سوی مسجد زود می‏باید دوید
  • Mustafa, mana incisini delerek “Acele edin, ibadetleri vakti geçmeden yapın buyurdu” dedi.
  • عجلوا الطاعات قبل الفوت گفت ** مصطفی چون در معنی می‏بسفت‏
  • Muaviye “Hayır, hayır senin böyle bir maksadın olmaz. Bana hayra delil olasın, imkânı mı var?
  • گفت نی نی این غرض نبود ترا ** که به خیری رهنما باشی مرا
  • Hırsız, evime gizlice giriyor da “Bekçilik ediyorum” diyor. 2615
  • دزد آید از نهان در مسکنم ** گویدم که پاسبانی می‏کنم‏
  • Ben o hırsıza nasıl inanayım? Hırsız, sevabı, ecri ne bilir” dedi.
  • من کجا باور کنم آن دزد را ** دزد کی داند ثواب و مزد را
  • Yine İblis’in Muaviye’ye cevap vermesi
  • باز جواب گفتن ابلیس معاویه را
  • Şeytan dedi ki: “Biz, evvelce melektik. İbadet yoluna canla başla düzülmüştük.
  • گفت ما اول فرشته بوده‏ایم ** راه طاعت را به جان پیموده‏ایم‏
  • Yol saliklerine mahremdik, Arş sakinlerine hemdem,
  • سالکان راه را محرم بدیم ** ساکنان عرش را هم دم بدیم‏
  • İlk sanat gönülden çıkar mı? İlk sevgi nasıl olurda unutulur?
  • پیشه‏ی اول کجا از دل رود ** مهر اول کی ز دل بیرون شود
  • Seferde Rum diyarı ehlinden birisini yahut Huten’li birisini görmekle vatan sevgisi kalbinden çıkar mı? 2620
  • در سفر گر روم بینی یا ختن ** از دل تو کی رود حب الوطن‏
  • Biz de bu şarabın sarhoşlarındandık, biz de kapısının âşıklarındandık.
  • ما هم از مستان این می بوده‏ایم ** عاشقان درگه وی بوده‏ایم‏
  • Göbeğimizi onun sevgisiyle kestik, sevgisini canımıza ektiler.
  • ناف ما بر مهر او ببریده‏اند ** عشق او در جان ما کاریده‏اند
  • Zamanede güzel günler gördük, baharda rahmet suları içtik.
  • روز نیکو دیده‏ایم از روزگار ** آب رحمت خورده‏ایم اندر بهار
  • Bizim varlığımızı da “Onun fazıl” ve ihsan eli ekmemiş midir? Bizi de yoktan yaratan o değil mi?
  • نه که ما را دست فضلش کاشته ست ** از عدم ما را نه او برداشته ست‏
  • Ondan nice lütuflar görmüşüz, rıza gülistanında nice dolaşmışız. 2625
  • ای بسا کز وی نوازش دیده‏ایم ** در گلستان رضا گردیده‏ایم‏
  • Başımıza rahmet elini koyar, bize de lütuf çeşmelerini izhar ederdi.
  • بر سر ما دست رحمت می‏نهاد ** چشمه‏های لطف از ما می‏گشاد
  • Ben daha çocukken, süt emiyorken beşiğimi kim salladı? O!
  • وقت طفلی‏ام که بودم شیر جو ** گاهوارم را که جنبانید او
  • Onun sütünden başka kimden süt emdim, onun tedbirinden başka beni kim yetiştirdi?
  • از که خوردم شیر غیر شیر او ** کی مرا پرورد جز تدبیر او
  • Vücuda sütle giren huyu, çıkarmaya kimin iktidarı vardır?
  • خوی کان با شیر رفت اندر وجود ** کی توان آن را ز مردم واگشود
  • Kerem denizi bir itapta, bulunsa bile, kerem kapılarını kapalı bırakır mı? 2630
  • گر عتابی کرد دریای کرم ** بسته کی گردند درهای کرم‏
  • Onun, asıl peşin ihsan ettiği para, lütuf ve vergisidir. Kahırsa, o paranın üstüne konmuş arızi bir tozdan ibarettir.
  • اصل نقدش داد و لطف و بخشش است ** قهر بر وی چون غباری از غش است‏
  • Âlemi lütfetmek için yarattı. Zerrelere, onun güneşi riayetlerde bulundu.
  • از برای لطف عالم را بساخت ** ذره‏ها را آفتاب او نواخت‏
  • Ayrılık bile, onun kahrından doğmakla berber vuslatın kadrini bilmek içindir.
  • فرقت از قهرش اگر آبستن است ** بهر قدر وصل او دانستن است‏