English    Türkçe    فارسی   

2
2679-2728

  • Eğer kemiğe gelirse köpektir, ota meylederse şüphe yok, ceylân cinsindendir.
  • گر به سوی استخوان آید سگ است ** ور گیا خواهد یقین آهو رگ است‏
  • Kahırla lütuf, birbirine eş oldu. Bu ikisinden bir hayır ve şer âlemi doğdu. 2680
  • قهر و لطفی جفت شد با همدگر ** زاد از این هر دو جهانی خیر و شر
  • Sen otla kemiği göster, nefis ve can gıdasını arz et.
  • تو گیاه و استخوان را عرضه کن ** قوت نفس و قوت جان را عرضه کن‏
  • Nefis gıdasını isterse aşağılıktır, ruh gıdasını isterse serverdir.
  • گر غذای نفس جوید ابتر است ** ور غذای روح خواهد سرور است‏
  • Tene hizmet ederse eşektir. Can denizine dalarsa inci bulur.
  • گر کند او خدمت تن هست خر ** ور رود در بحر جان یابد گهر
  • Gerçi bu ikisi birbirine aykırı, hayır ve şerdir ama ikisi de bir iş başındadır.
  • گر چه این دو مختلف خیر و شراند ** لیک این هر دو به یک کار اندراند
  • Peygamberler, ibadetlerini arz ederler, düşmanlar şehvetlerini. 2685
  • انبیا طاعات عرضه می‏کنند ** دشمنان شهوات عرضه می‏کنند
  • Ben iyiyi nasıl kötüleştirebilirim? Tanrı değilim ya! Ben bir davetçiyim, onları yaratan değil!
  • نیک را چون بد کنم یزدان نی‏ام ** داعیم من خالق ایشان نی‏ام‏
  • Güzeli çirkin yapabilir miyim? Rab değilim ki. Güzele çirkine bir aynayım.
  • خوب را من زشت سازم رب نه‏ام ** زشت را و خوب را آیینه‏ام‏
  • Hintli, bu, adamı kara suratlı gösteriyor diye aynayı yaktı.
  • سوخت هندو آینه از درد را ** کاین سیه رو می‏نماید مرد را
  • O beni gammaz yaptı, çirkin kimdir, güzel kim? Söyleyeyim diye o, beni doğru sözlü etti.
  • او مرا غماز کرد و راست گو ** تا بگویم زشت کو و خوب کو
  • Ben şahidim, şahidi zindana atmak nerede görülmüş? Zindan ehli değilim. Tanrı şahidimdir. 2690
  • من گواهم بر گوا زندان کجاست ** اهل زندان نیستم ایزد گواست‏
  • Ben de nerede meyveli bir ağaç görürsem onu dadı gibi besler, yetiştiririm.
  • هر کجا بینم نهال میوه‏دار ** تربیتها می‏کنم من دایه‏وار
  • Fakat nerede bir acı ve kuru ağaç görürsem fışkı, miskten kurtulsun diye keserim.
  • هر کجا بینم درخت تلخ و خشک ** می‏برم تا وارهد از پشک مشک‏
  • Kuru ağaç, bahçıvana “Yiğit, suçsuz, günahsız niye benim başımı kesiyorsun?” der.
  • خشک گوید باغبان را کای فتی ** مر مرا چه می‏بری سر بی‏خطا
  • Bahçıvan der ki: “Sus, kötü huylu. Kuruluğun suç olarak yetmez mi?”
  • باغبان گوید خمش ای زشت خو ** بس نباشد خشکی تو جرم تو
  • Kuru ağaç “Ben doğruyum, eğri değil. Niçin suçum yokken beni kesiyorsun der?” der. 2695
  • خشک گوید راستم من کژ نی‏ام ** تو چرا بی‏جرم می‏بری پیم‏
  • Bahçıvan der ki: “Kutlu bir şey olsaydın da keşke eğri olsaydın, fakat yaş olsaydın!
  • باغبان گوید اگر مسعودی‏ای ** کاشکی کژ بودی‏ای تر بودی‏ای‏
  • Öyle olsaydın Âbıhayatı çeker, dirilik suyu ile karışır, hayat bulurdun.
  • جاذب آب حیاتی گشته‏ای ** اندر آب زندگی آغشتی‏ای‏
  • Tohumun kötüymüş, aslın kötüymüş, güzel bir ağaca ulaşamamışsın.
  • تخم تو بد بوده است و اصل تو ** با درخت خوش نبوده وصل تو
  • Güzel bir ağaç dalı, kötü bir ağaca aşılansa o güzellik, kötü ağacın tabiatını da güzelleştirir.”
  • شاخ تلخ ار با خوشی وصلت کند ** آن خوشی اندر نهادش بر زند
  • Muaviye’nin Şeytan’a kızıp sert muamelede bulunması
  • عنف کردن معاویه با ابلیس‏
  • Emîr, Şeytana dedi ki: “Ey yol vurucu, delil getirme. Beni kandırmağa yol bulamazsın, yol arama. 2700
  • گفت امیر ای راه زن حجت مگو ** مر ترا ره نیست در من ره مجو
  • Sen bir dolandırıcısın ben de garip bir tacirim. Getirdiğin her elbiseyi nasıl alabilirim?
  • ره زنی و من غریب و تاجرم ** هر لباساتی که آری کی خرم‏
  • Kâfirlik edip pılımın, pırtımın etrafında dolaşma. Sen hiç kimsenin malına müşteri değilsin.
  • گرد رخت من مگرد از کافری ** تو نه ای رخت کسی را مشتری‏
  • Dolandırıcı müşteri olamaz. Müşteri gibi görünse bile bu, hileden, düzenden ibarettir.
  • مشتری نبود کسی را راه زن ** ور نماید مشتری مکر است و فن‏
  • Kim bilir, bu hasetçinin kabağında ne var? Tanrı, bu düşmanın elinden bizi kurtar, feryadımıza yetiş!
  • تا چه دارد این حسود اندر کدو ** ای خدا فریاد ما را زین عدو
  • Bir kere daha bana üfürür, beni bir kere daha afsunlarsa bu hırsız, hırkamı kaptı gitti! 2705
  • گر یکی فصلی دگر در من دمد ** در رباید از من این ره زن نمد
  • BASLIK YOK
  • نالیدن معاویه به حضرت حق تعالی از ابلیس و نصرت خواستن‏
  • Onun bu sözü duman gibidir. Ey Tanrı, elimi tut, yoksa kilimim elden gider.
  • این حدیثش همچو دود است ای اله ** دست گیر ار نه گلیمم شد سیاه‏
  • Bir delil getirmekle İblis’e üst olamam. Çünkü o, her yüce, her aşağılık kişinin fitnecisi, imtihancısıdır.
  • من به حجت بر نیایم با بلیس ** کاوست فتنه‏ی هر شریف و هر خسیس‏
  • “Allemel esma” ya bey olan Âdem bile bu köpeğin yıldırım gibi koşuşuna karşı yaya kalmıştır.
  • آدمی که علم الاسما بک است ** در تک چون برق این سگ بی‏تک است‏
  • Şeytan, onu bile cennetten yeryüzüne atmıştır. Âdem bile Simâk burcundayken balık gibi onun oltasına düşmüş,
  • از بهشت انداختش بر روی خاک ** چون سمک در شست او شد از سماک‏
  • “Rabbenâ, zalemnâ” diye ağlayıp feryat etmiştir. Onun hilesine, düzenine nihayet yoktur. 2710
  • نوحه‏ی إنا ظلمنا می‏زدی ** نیست دستان و فسونش را حدی‏
  • Onun her sözünde bir şey vardır, her sözünde yüz binlerce sihir gizlidir.
  • اندرون هر حدیث او شر است ** صد هزاران سحر در وی مضمر است‏
  • Erlerin erliklerini bir nefeste bağlar; kadının erkeğin hevesini bir nefeste arttırır.
  • مردی مردان ببندد در نفس ** در زن و در مرد افروزد هوس‏
  • Ey halkı yakıp yandıran fitneci İblis, niçin beni uyandırdın? Doğruyu söyle!
  • ای بلیس خلق سوز فتنه جو ** بر چی‏ام بیدار کردی راست گو
  • BASLIK YOK
  • باز تقریر ابلیس تلبیس خود را
  • Şeytan, “Kötü zan sahibi olan kişi, yüz nişan da olsa doğruyu işitmez.
  • گفت هر مردی که باشد بد گمان ** نشنود او راست را با صد نشان‏
  • Bir gönül, hayale düştü mü delil getirsen bile hayali artar. 2715
  • هر درونی که خیال‏اندیش شد ** چون دلیل آری خیالش بیش شد
  • Söz, o gönülde illet haline gelir; gazinin kılıcı hırsıza âlet olur.
  • چون سخن دروی رود علت شود ** تیغ غازی دزد را آلت شود
  • Bu takdirde, öyle adama verilecek cevap susmaktan ibarettir. Ahmakla konuşmak deliliktir.
  • پس جواب او سکوت است و سکون ** هست با ابله سخن گفتن جنون‏
  • Ey ahmak, benim şerrimden Tanrı’ya ne ağlayıp sızlanıyorsun? Sen, o aşağılık nefsinin şerrinden ağla, sızlan!
  • تو ز من با حق چه نالی ای سلیم ** تو بنال از شر آن نفس لئیم‏
  • Sen helva yersin, çıban olur; sıtmaya tutulursun, sıhhatin bozulur.
  • تو خوری حلوا تو را دنبل شود ** تب بگیرد طبع تو مختل شود
  • Sonra da İblis’e suçu yokken lânet edersin. Niçin o şeytanlığı kendinde görmezsin? 2720
  • بی‏گنه لعنت کنی ابلیس را ** چون نبینی از خود آن تلبیس را
  • Bu, ey azgın, İblis’ten değil, sendendir. Tilki gibi kuyruk peşinde koşup durmaktasın.
  • نیست از ابلیس از تست ای غوی ** که چو روبه سوی دنبه می‏دوی‏
  • Yeşillikte bir kuyruk gördün mü o tuzaktır, bunu niye bilmiyorsun?
  • چون که در سبزه ببینی دنبه را ** دام باشد این ندانی تو چرا
  • Bilmiyorsun, çünkü kuyruğa meylin seni bilgiden uzaklaştırdı, gözünü, aklını kör etti.
  • ز آن ندانی کت ز دانش دور کرد ** میل دنبه چشم و عقلت کور کرد
  • Sevdiğin şeyler seni kör ve sağır eder; düşmanlığa kalkışma, bu cinayeti, kara nefsin işledi.
  • حبک الأشیاء یعمیک یصم ** نفسک السودا جنت لا تختصم‏
  • Bana suç bulma, aykırı görme. Ben, kötülükten de bizarım, hırstan da, kinden de! 2725
  • تو گنه بر من منه کژ مژ مبین ** من ز بد بیزارم و از حرص و کین‏
  • Bir kere kötülük ettim, hâlâ pişmanım; gecem gündüz olsun diye bekleyip duruyorum.
  • من بدی کردم پشیمانم هنوز ** انتظارم تا شبم آید به روز
  • Halk arasında müttehim oldum, herkes, kadın olsun erkek olsun kendi işini bana isnat ediyor.
  • متهم گشتم میان خلق من ** فعل خود بر من نهد هر مرد و زن‏
  • Zavallı kurt, aç bile olsa uyduruyor diye itham edilir.
  • گرگ بی‏چاره اگر چه گرسنه است ** متهم باشد که او در طنطنه است‏