English    Türkçe    فارسی   

2
3714-3763

  • Mustafa’nın yüzünden o eski kinleri İslâm ve sâflık nuruyla mahvoldu.
  • کینه‏های کهنه‏شان از مصطفی ** محو شد در نور اسلام و صفا
  • Önce o düşmanlar, bağdaki üzümler gibi kardeş oldular. 3715
  • اولا اخوان شدند آن دشمنان ** همچو اعداد عنب در بوستان‏
  • “Şüphe yok, söz bundan ibaret; Müminler kardeştir” nasihatiyle de, bu nefesle de kardeşliği bıraktılar, tek bir ten oldular.
  • و ز دم المؤمنون إخوة به پند ** در شکستند و تن واحد شدند
  • Üzümlerin suretleri kardeştir. Fakat sıktın mı tek bir üzüm suyu olur.
  • صورت انگورها اخوان بود ** چون فشردی شیره‏ی واحد شود
  • Korukla üzüm birbirine zıttır ama koruk, olgunlaşınca güzelleşir, tatlılaşır, iyi bir dost olur.
  • غوره و انگور ضدانند لیک ** چون که غوره پخته شد شد یار نیک‏
  • Koruk halinde kalan üzüme Allah ezelden kâfir demiştir.
  • غوره‏ای کاو سنگ بست و خام ماند ** در ازل حق کافر اصلیش خواند
  • Değil kardeşim değil… Artık o tek bir nefis olamaz. Azgınlıkta menhus bir mülhitten ibarettir. 3720
  • نه اخی نه نفس واحد باشد او ** در شقاوت نحس ملحد باشد او
  • Ondaki gizli şeyleri bir söylesem âlemde fikirler fitneye düşer, karmakarışık olur.
  • گر بگویم آن چه او دارد نهان ** فتنه‏ی افهام خیزد در جهان‏
  • Kör gâvurun sırrının anılmaması daha iyi. Cehennem dumanın İrem bağından uzak oluşu daha hoş!
  • سر گبر کور نامذکور به ** دود دوزخ از ارم مهجور به‏
  • Ne de olsa üzüm olmaya kabiliyetli korukların gönülleri, ehli dilin nefesleriyle birdir.
  • غوره‏های نیک کایشان قابل‏اند ** از دم اهل دل آخر یک دل‏اند
  • Hepsi üzüm olmaya koşarsa, sonunda ikilik kalkar, kin ve savaş kalmaz.
  • سوی انگوری همی‏رانند تیز ** تا دویی برخیزد و کین و ستیز
  • Hepsi de üzüm olup derilerini yırtarlar da birleşirler, vasıfları da birlik olur. 3725
  • پس در انگوری همی‏درند پوست ** تا یکی گردند و وحدت وصف اوست‏
  • Dost, düşman ikiliktedir. Fakat hiç, bir olan, kendisiyle savaşır mı?
  • دوست دشمن گردد ایرا هم دو است ** هیچ یک با خویش جنگی در نبست‏
  • Aferin, üstat Aklı Küll’e, yüz binlerce zerreye birlik bahşetti.
  • آفرین بر عشق کل اوستاد ** صد هزاران ذره را داد اتحاد
  • Yerde topak, topak dağınık topraklara benzerlerken testici, hepsini de birleştirdi, bir testi yaptı.
  • همچو خاک مفترق در رهگذر ** یک سبوشان کرد دست کوزه‏گر
  • Gerçi suyla toprağın birleşmesi, nakıstır, can, buna benzemez.
  • که اتحاد جسمهای آب و طین ** هست ناقص جان نمی‏ماند بدین‏
  • Fakat burada apaçık bir misal getirsem korkarım aklın karışır. 3730
  • گر نظایر گویم اینجا در مثال ** فهم را ترسم که آرد اختلال‏
  • Süleyman şimdi de var ama biz uzağı görme neşesiyle onu göremiyoruz.
  • هم سلیمان هست اکنون لیک ما ** از نشاط دور بینی در عما
  • Uzağa bakış, insanı kör eder. Sarayda uyuyanın sarayı görmediği gibi.
  • دور بینی کور دارد مرد را ** همچو خفته در سرا کور از سرا
  • Biz ince sözlere dalmışız, onlarla uğraşıp duruyoruz. Düğümleri çözme sevdasına tutulmuşuz.
  • مولعیم اندر سخنهای دقیق ** در گرهها باز کردن ما عشیق‏
  • Düğümleri bağlayıp çözdükçe şüpheye düşmeyi, cevap vermeye kalkışmayı uzatıp gideriz.
  • تا گره بندیم و بگشاییم ما ** در شکال و در جواب آیین فزا
  • Tuzağın bağını gâh çözüp bağlayan, bu suretle bu işte maharet kazanan kuş gibi... 3735
  • همچو مرغی کاو گشاید بند دام ** گاه بندد تا شود در فن تمام‏
  • Böyle kuş sahradan, çayırdan mahrumdur, ömrü düğümü açıp çözmede harcolur gider!
  • او بود محروم از صحرا و مرج ** عمر او اندر گره کاری است خرج‏
  • Filvaki hiçbir tuzağa zebun olmaz ama günden güne kanatları tutulur, uçmaz olur.
  • خود زبون او نگردد هیچ دام ** لیک پرش در شکست افتد مدام‏
  • Bağ çözüp bağlamakla az uğraş da kanatların tutulmasın, uçmadan kalmayasın.
  • با گره کم کوش تا بال و پرت ** نگسلد یک یک از این کر و فرت‏
  • Yüz binlerce kuşun kanadı kırıldı da yine o ârızalı yerlerdeki tuzakları gidermedi.
  • صد هزاران مرغ پرهاشان شکست ** و آن کمین گاه عوارض را نبست‏
  • Kuran’da onların ahvalini oku haris adam: “Bütün şehirlerde gezip dolaştılar, her tarafı elde ettiler.” Bak hele “Bir kurtuluş var mı?” 3740
  • حال ایشان از نبی خوان ای حریص ** نقبوا فیها ببین هل من محیص‏
  • Türk, Rum ve Arabın kavgasından engûr ve inep şüphelerine düşmekten başka bir şey çıkmaz.
  • از نزاع ترک و رومی و عرب ** حل نشد اشکال انگور و عنب‏
  • Manevi dilleri bilen Süleyman gelmedikçe bu ikilik kalkmaz.
  • تا سلیمان لسین معنوی ** در نیاید بر نخیزد این دوی‏
  • Kavgacı kuşlar, hepiniz doğan gibi şehriyarın şu davulunu duyun!
  • جمله مرغان منازع بازوار ** بشنوید این طبل باز شهریار
  • Aranızdaki ihtilâfı bırakın da ruhunuzu her yandan şâdedin.
  • ز اختلاف خویش سوی اتحاد ** هین ز هر جانب روان گردید شاد
  • Nerede olursanız olun, yüzünüzü o tarafa dönün. O Süleyman, sizi kendine teveccühten men etmedi ki. 3745
  • حیث ما کنتم فولوا وجهکم ** نحوه هذا الذی لم ینهکم‏
  • Fakat kör kuşlarız, terbiyeden hayli uzağız. O Süleyman’ı bir an bile tanımadık gitti!
  • کور مرغانیم و بس ناساختیم ** کان سلیمان را دمی نشناختیم‏
  • Baykuşlar gibi doğanlara düşmanız, hulâsa viranelerde kalmışız.
  • همچو جغدان دشمن بازان شدیم ** لاجرم وامانده‏ی ویران شدیم‏
  • Bilgisizliğimiz, körlüğümüz son derecede. Bu yüzden de Allah azizlerini incitmeye kastediyoruz.
  • می‏کنیم از غایت جهل و عما ** قصد آزار عزیزان خدا
  • Süleyman’dan aydınlanan kuşlar, nasıl olur da suçsuz, sebepsiz bir kuşun kanadını yolarlar?
  • جمع مرغان کز سلیمان روشنند ** پر و بال بی‏گنه کی بر کنند
  • Kanadını yolmak şöyle dursun, onlar, âcizlere yem verirler. O kuşlarda aykırılık ve kin yoktur. Hoş kuştur onlar, hoş kuş! 3750
  • بلکه سوی عاجزان چینه کشند ** بی‏خلاف و کینه آن مرغان خوشند
  • Onların hüthüteleri kutlulamak üzere yüzlerce Belkıs’ın yolunu açar;
  • هدهد ایشان پی تقدیس را ** می‏گشاید راه صد بلقیس را
  • Kargaları surette kargadır, hakikatte himmet doğanı “Mâzâga” sırrına mazhardır onlar.
  • زاغ ایشان گر به صورت زاغ بود ** باز همت آمد و ما زاغ بود
  • Leylekleri “lek, lek” der ama şüpheye birlik ateşini salar;
  • لکلک ایشان که لک لک می‏زند ** آتش توحید در شک می‏زند
  • Güvercinleri, doğanlardan korkmaz. Hatta doğan, o güvercinlerin önünde baş kor.
  • و آن کبوترشان ز بازان نشکهد ** باز سر پیش کبوترشان نهد
  • Bülbülleri, insana vecit ve halet verir; gülistanları, kendi gönüllerindedir. 3755
  • بلبل ایشان که حالت آرد او ** در درون خویش گلشن دارد او
  • Duduları, şeker kaydında değildir. Ebedî şekeri, kendi içlerinde bulurlar.
  • طوطی ایشان ز قند آزاد بود ** کز درون قند ابد رویش نمود
  • Tavusların ayakları bile, bakılsa, öbür tavusların kanatlarından daha güzel görünür.
  • پای طاوسان ایشان در نظر ** بهتر از طاوس پران دگر
  • Hakan kuşlarının kuru bir sesten ibaret kuşdilleri nerede, Süleyman kuşlarının söyledikleri kuşdili nerede?
  • منطق الطیران خاقانی صداست ** منطق الطیر سلیمانی کجاست‏
  • Sen ne bilirsin kuşların seslerini? Bir an olsun Süleyman’ı görmedin ki!
  • تو چه دانی بانگ مرغان را همی ** چون ندیده‏ستی سلیمان را دمی‏
  • İnsana sesi neşe veren o kuşun kanadı meşrıktan da hariç, mağripten de. 3760
  • پر آن مرغی که بانگش مطرب است ** از برون مشرق است و مغرب است‏
  • Her ahengi, Kürsi’den ta yere kadar bütün âlemi doldurur. Azameti yeryüzünden Arşa kadar bütün cihanı istilâ eder.
  • هر یک آهنگش ز کرسی تاثری است ** وز ثری تا عرش در کر و فری است‏
  • Bu Süleyman’a uymayan kuş, karanlığa âşıktır. Yarasaya benzer.
  • مرغ کاو بی‏این سلیمان می‏رود ** عاشق ظلمت چو خفاشی بود
  • Ey kötü yarasa, Süleyman’a alış da ebediyen zulmette kalma.
  • با سلیمان خو کن ای خفاش رد ** تا که در ظلمت نمانی تا ابد