English    Türkçe    فارسی   

3
172-221

  • O doğru sözlü Bilâl, ezan okurken “Hayyı alesselâ, Hayyı alelfelâh- Haydin namaza, Haydin felâha” cümlelerindeki “Hayyı- haydin” kelimesini “Heyyi” diye okurdu.
  • آن بلال صدق در بانگ نماز ** حی را هی همی‌خواند از نیاز
  • Nihayet Peygamber’e dediler ki: “Ya Resulâllâh, bina yeni kuruluyor. Bu hata, hiç de doğru değil.
  • تا بگفتند ای پیمبر راست نیست ** این خطا اکنون که آغاز بناست
  • Ey Allah habercisi, ey Allah resulü, ey Allah meydanının tek binicisi, daha fasih bir müezzin getir.
  • ای نبی و ای رسول کردگار ** یک مذن کو بود افصح بیار
  • Din daha yeni kurulur, doğruluk düzenlik daha yeni meydana gelirken “Hayyı alelfelâh”’ı yanlış okumak ayıptır. 175
  • عیب باشد اول دین و صلاح ** لحن خواندن لفظ حی عل فلاح
  • Peygamber’in hiddeti coştu. Gizli inayetlerden bir iki remiz söyleyip dedi ki :
  • خشم پیغامبر بجوشید و بگفت ** یک دو رمزی از عنایات نهفت
  • “Ey aşağılık adamlar, Allah yanında Bilâl’in Heyyi’si yüzlerce hadan, hıdan, yüzlerce dedikodudan iyidir.
  • کای خسان نزد خدا هی بلال ** بهتر از صد حی و خی و قیل و قال
  • İşi çok karıştırmayın da sırrınızı açmayayım, önünüzü, sonunuzu söylemeyeyim.”
  • وا مشورانید تا من رازتان ** وا نگویم آخر و آغازتان
  • Her duada güzel bir nefese sahip değilsen yürü, özü sözü doğru kardeşlerden dua iste.
  • گر نداری تو دم خوش در دعا ** رو دعا می‌خواه ز اخوان صفا
  • Musa aleyhisselâm’a, Beni günah etmediğin ağızla çağır diye vahiy gelmesi
  • امر حق به موسی علیه السلام که مرا به دهانی خوان کی بدان دهان گناه نکرده‌ای
  • Allah, “Ey Musa, bana suç etmediğin, kötü söylemediğin bir ağızla sığın, dua et” dedi. 180
  • گفت ای موسی ز من می‌جو پناه ** با دهانی که نکردی تو گناه
  • Musa, “Bende o ağız yok deyince Allah, “Başkasının ağzıyla dua et”
  • گفت موسی من ندارم آن دهان ** گفت ما را از دهان غیر خوان
  • Başkasının ağzıyla nasıl günah edebilirsin? Yarabbi diye başkasının ağzıyla çağır” buyurdu.
  • از دهان غیر کی کردی گناه ** از دهان غیر بر خوان کای اله
  • Sen de öyle muamelede bulun ki ağızlar, gece gündüz sana dua edip dursunlar.
  • آنچنان کن که دهانها مر ترا ** در شب و در روزها آرد دعا
  • Günah etmediğim ağız, başkasının özürler dileyen ağzıdır.
  • از دهانی که نکردستی گناه ** و آن دهان غیر باشد عذر خواه
  • Yahut da kendi ağzını temizle, ruhunu çevik bir hale getir. 185
  • یا دهان خویشتن را پاک کن ** روح خود را چابک و چالاک کن
  • Çünkü Allah adı temizdir, temizlik geldi mi pislik, pılısını pırtısını toparlayıp gider.
  • ذکر حق پاکست چون پاکی رسید ** رخت بر بندد برون آید پلید
  • Zıtlar, zıtlardan kaçar. Ziya parladı mı gece kalmaz.
  • می‌گریزد ضدها از ضدها ** شب گریزد چون بر افروزد ضیا
  • Ağza temiz bir ad gelince de ne pislik kalır, ne gamlar, kederler.
  • چون در آید نام پاک اندر دهان ** نه پلیدی ماند و نه اندهان
  • Yalvarırım Allah demesi, Hakk’ın Lebbeyk demesinin ta kendisidir
  • بیان آنک الله گفتن نیازمند عین لبیک گفتن حق است
  • Birisi her gece Allah der durur, bu zikrinden ağzı tatlılaşır, zevk alırdı.
  • آن یکی الله می‌گفتی شبی ** تا که شیرین می‌شد از ذکرش لبی
  • Şeytan “Ey çok söz söyleyen, bunca Allah demene karşılık onun Lebbeyk demesi nerde? 190
  • گفت شیطان آخر ای بسیارگو ** این همه الله را لبیک کو
  • Allah tahtından bir cevap gelmiyor. Böyle utanmadan, sıkılmadan ne vakte dek Allah deyip duracaksın” dedi.
  • می‌نیاید یک جواب از پیش تخت ** چند الله می‌زنی با روی سخت
  • Adamın gönlü kırıldı, başını yere koydu, yattı. Rüyada yeşiller giyinmiş Hızır’ı gördü.
  • او شکسته‌دل شد و بنهاد سر ** دید در خواب او خضر را در خضر
  • Hızır “Kendine gel, niçin zikri bıraktın, çağırdığın addan nasıl usandın, zikrinden nasıl pişman oldun?” dedi.
  • گفت هین از ذکر چون وا مانده‌ای ** چون پشیمانی از آن کش خوانده‌ای
  • Adam, cevap olarak “Lebbeyk sesi gelmiyor, kapıdan sürüleceğimden korkuyorum” deyince
  • گفت لبیکم نمی‌آید جواب ** زان همی‌ترسم که باشم رد باب
  • Hızır ”Senin o Allah demen, bizim Lebbeyk dememizdir. Senin o niyazın derde düşmen, yanıp yakılman, bizim haberci çavuşumuzdur. 195
  • گفت آن الله تو لبیک ماست ** و آن نیاز و درد و سوزت پیک ماست
  • Senin hilelere düşmen, çareler araman, seni kendimize çekmemizden, ayağını çözmemizdendir.
  • حیله‌ها و چاره‌جوییهای تو ** جذب ما بود و گشاد این پای تو
  • Korkun da bizim lütfumuzun kemendidir, aşkın da. Her Yarabbi demende bizim, efendim, buyur dememiz gizli” dedi.
  • ترس و عشق تو کمند لطف ماست ** زیر هر یا رب تو لبیکهاست
  • Bilgisiz adamın canı, bu duadan uzaktır. Çünkü Yarabbi demesine izin yok ki!
  • جان جاهل زین دعا جز دور نیست ** زانک یا رب گفتنش دستور نیست
  • Zarara, ziyana uğrayınca Allah’a sızlanmasın diye ağzında da kilit var, gönlünde de. Ağzı da bağlı, gönlü de.
  • بر دهان و بر دلش قفلست و بند ** تا ننالد با خدا وقت گزند
  • Firavuna yüzlerce mal, mülk verdi, o da nihayet ululuk, büyüklük dâvasına girişti. 200
  • داد مر فرعون را صد ملک و مال ** تا بکرد او دعوی عز و جلال
  • O kötü yaradılışlı, Hakk’a sızlanmasın diye ömründe baş ağrısı bile görmedi.
  • در همه عمرش ندید او درد سر ** تا ننالد سوی حق آن بدگهر
  • Allah, ona bütün dünya mülkünü verdi de dert, elem, keder vermedi.
  • داد او را جمله ملک این جهان ** حق ندادش درد و رنج و اندهان
  • Dert, Allah’ı gizlice çağırmana sebep olduğundan bütün dünya malından yeğdir.
  • درد آمد بهتر از ملک جهان ** تا بخوانی مر خدا را در نهان
  • Dertsiz dua soğuktur, bir şeye yaramaz. Dertli dua ve niyaz, gönülden, aşktan gelir.
  • خواندن بی درد از افسردگیست ** خواندن با درد از دل‌بردگیست
  • O gizlice niyazın, o önü sonu anman yok mu? 205
  • آن کشیدن زیر لب آواز را ** یاد کردن مبدا و آغاز را
  • İşte saf, halis ve hüzünlü dua odur. “Ey Allah’ım ey feryadıma erişen, ey yardımcım” demendir.
  • آن شده آواز صافی و حزین ** ای خدا وی مستغاث و ای معین
  • Allah yolunda köpeğin sesi bile Allah cezbesiyledir. Çünkü Allah’a her yönelen, bir yol kesicinin esiridir.
  • ناله‌ی سگ در رهش بی جذبه نیست ** زانک هر راغب اسیر ره‌زنیست
  • Eshabı Kehf’in köpeği gibi… Pis şeyden kurtulunca padişahlar sofrasının başına oturdu.
  • چون سگ کهفی که از مردار رست ** بر سر خوان شهنشاهان نشست
  • Mağaranın önünde kıyamete kadar dağarcıksız, heybesiz ârifcesine rahmet lokmasını, rahmet suyunu yiyip içmekte.
  • تا قیامت می‌خورد او پیش غار ** آب رحمت عارفانه بی تغار
  • Nice köpek postuna bürünmüş adsız sansız kişiler var ki perde ardında şarapsız kalmazlar. 210
  • ای بسا سگ‌پوست کو را نام نیست ** لیک اندر پرده بی آن جام نیست
  • Oğul, bu şarap, için can ver. Savaşsız, sabırsız yenme olur mu hiç?
  • جان بده از بهر این جام ای پسر ** بی جهاد و صبر کی باشد ظفر
  • Bunun için sabır güç bir şey değildir. Sabret, sabır, güçlüklerin, sıkıntıların anahtarıdır.
  • صبر کردن بهر این نبود حرج ** صبر کن کالصبر مفتاح الفرج
  • Bu pusudan sabır ve ihtiyat etmeksizin kimse kurtulmadı. Sabır da ihtiyatın eli ayağıdır.
  • زین کمین بی صبر و حزمی کس نرست ** حزم را خود صبر آمد پا و دست
  • İhtiyatta bulun, bu zehirli otu yeme. İhtiyata riayet, peygamberlerin kuvvetinden, nurundandır.
  • حزم کن از خورد کین زهرین گیاست ** حزم کردن زور و نور انبیاست
  • Her yelden oynayıp duran samandır. Dağ, hiç yele ehemmiyet verir mi? 215
  • کاه باشد کو به هر بادی جهد ** کوه کی مر باد را وزنی نهد
  • Her yanda bir gulyabani, seni çağırır, “Kardeş, gel, yol istiyorsan işte buracıkta.
  • هر طرف غولی همی‌خواند ترا ** کای برادر راه خواهی هین بیا
  • Yoldaş, sana yol göstereyim, yoldaşın olayım. Bu ince yolda ben sana kılavuzum” der.
  • ره نمایم همرهت باشم رفیق ** من قلاووزم درین راه دقیق
  • Fakat ne kılavuzdur o, ne de yol bilir. Yusuf, o kurt huylunun yanına az var!
  • نه قلاوزست و نه ره داند او ** یوسفا کم رو سوی آن گرگ‌خو
  • İhtiyat ona derler ki seni bu dünyanın yağlı, ballı şeyleri, bu âlemin tuzakları, hileleri aldatmasın.
  • حزم این باشد که نفریبد ترا ** چرب و نوش و دامهای این سرا
  • Çünkü bu âlemin ne tadı vardı, ne tuzu. Sihir okur da kulağına üfler durur. 220
  • که نه چربش دارد و نه نوش او ** سحر خواند می‌دمد در گوش او
  • “Ey nur gibi apaydın adam, ev senin sen de benimsin” der.
  • که بیا مهمان ما ای روشنی ** خانه آن تست و تو آن منی