English    Türkçe    فارسی   

3
2056-2105

  • Yanlarına yaklaşıp onlara uyanık bir gönülle selâm verdim.
  • چون به نزدیکی رسیدم من ز راه ** کردم ایشان را سلام از انتباه
  • Selâmımı alıp “Ey Dekukî, ey uluların tacı, büyüklerin övündüğü zat” dediler.
  • قوم گفتندم جواب آن سلام ** ای دقوقی مفخر و تاج کرام
  • Kendi kendime beni nasıl tanıdılar? Bundan önce beni görmemişlerdi dedim.
  • گفتم آخر چون مرا بشناختند ** پیش ازین بر من نظر ننداختند
  • Hatırımdan geçeni hemencecik anlayıp birbirlerine baktılar.
  • از ضمیر من بدانستند زود ** یکدگر را بنگریدند از فرود
  • Gülerek “Ey aziz, bu sır, şimdi sana gizli mi ki? 2060
  • پاسخم دادند خندان کای عزیز ** این بپوشیدست اکنون بر تو نیز
  • Allah’a ulaşıp hayrete varan bir gönle solun, sağın sırları gizli kalabilir mi?” dediler.
  • بر دلی کو در تحیر با خداست ** کی شود پوشیده راز چپ و راست
  • Yine kendi kendime bunlar hakikatlere ermişler, hakikatler âlemine ulaşmışlar, âlâ… Fakat bu surete ait ismi, bu surete ait harfi nasıl biliyorlar, dedim.
  • گفتم ار سوی حقایق بشکفند ** چون ز اسم حرف رسمی واقفند
  • İçlerinden biri “Velî, bir adı bilmezse bil ki bu istiğraktan ileri gelen bir şeydir, cahillikten değil” dedi.
  • گفت اگر اسمی شود غیب از ولی ** آن ز استغراق دان نه از جاهلی
  • Ondan sonra bana “Ey temiz dost, biz namazda sana uymak istiyoruz” dediler.
  • بعد از آن گفتند ما را آرزوست ** اقتدا کردن به تو ای پاک دوست
  • Peki dedim, fakat bir an müsaade edin zamanın devrine ait müşküllerim var. 2065
  • گفتم آری لیک یک ساعت که من ** مشکلاتی دارم از دور زمن
  • Temiz sohbetinizle o müşküller hal olsun. Topraktan üzüm bile sohbetle biter.
  • تا شود آن حل به صحبتهای پاک ** که به صحبت روید انگوری ز خاک
  • İçi dolu olan tane kara toprağa ulaşır, toprakta halvet eder, toprakta sohbet eder,
  • دانه‌ی پرمغز با خاک دژم ** خلوتی و صحبتی کرد از کرم
  • Kendisini toprakta tamamıyla mahveder; nihayet ne sarı, ne kırmızı rengi kalır, kokusu da mahvolur da,
  • خویشتن در خاک کلی محو کرد ** تا نماندش رنگ و بو و سرخ و زرد
  • Tamamıyla mahvolur kabza eriştikten sonra kol kanat açar, basta erişir, atını sürmeye başlar.
  • از پس آن محو قبض او نماند ** پرگشاد و بسط شد مرکب براند
  • Aslının önünde varlığından geçince suret ortadan gider, manası cilvelenir. 2070
  • پیش اصل خویش چون بی‌خویش شد ** رفت صورت جلوه‌ی معنیش شد
  • Hüküm senin diye baş eğdiler. Onların bu baş eğmelerinden öyle hararetlendim, gönlümden öyle bir ateş çıktı ki!
  • سر چنین کردند هین فرمان تراست ** تف دل از سر چنین کردن بخاست
  • Bir zaman o seçilmiş kişilerle murakabeye daldım, kendimden geçtim.
  • ساعتی با آن گروه مجتبی ** چون مراقب گشتم و از خود جدا
  • O zaman canım, zamandan kurtuldu. Zaman insanı gençken kocaltır.
  • هم در آن ساعت ز ساعت رست جان ** زانک ساعت پیر گرداند جوان
  • Bütün renkten renge girişler, zamandan meydana gelir. Zamandan kurtulan, renkten renge girmekten de kurtulur.
  • جمله تلوینها ز ساعت خاستست ** رست از تلوین که از ساعت برست
  • Bir zaman, zamandan, zaman kaydından kurtuldun mu keyfiyet kalmaz, keyfiyetsiz Allah’a mahrem olursun. 2075
  • چون ز ساعت ساعتی بیرون شوی ** چون نماند محرم بی‌چون شوی
  • Zaman zamansızlığı bilmez. Zamansızlık âlemine varmak için hayretten başka yol yoktur.
  • ساعت از بی‌ساعتی آگاه نیست ** زانکش آن سو جز تحیر راه نیست
  • Bu arayıp tarama âleminde herkesi, zamanın bir hususi tavlasına bağlamışlardır.
  • هر نفر را بر طویله خاص او ** بسته‌اند اندر جهان جست و جو
  • Her tavlaya bir memur dikilmiş… Oranın ehli olmayan, memurdan izinsiz oraya giremez.
  • منتصب بر هر طویله رایضی ** جز بدستوری نیاید رافضی
  • Bir tavlada bağlı olan, hevese düşüp de bağlarını çözdü, başkalarının tavlasına gitti mi,
  • از هوس گر از طویله بسکلد ** در طویله دیگران سر در کند
  • Hemen ahır memurları onu aramaya koyulur, bulup yularını tutar, çeke çeke yerine getirir! 2080
  • در زمان آخرجیان چست خوش ** گوشه‌ی افسار او گیرند و کش
  • Seni koruyanları görmüyorsan kendine bak! İhtiyarın elinde mi senin?
  • حافظان را گر نبینی ای عیار ** اختیارت را ببین بی اختیار
  • Zahiren ihtiyarın elinde… Elin, ayağın bağlı değil… Peki, ya neden hapistesin, neden,
  • اختیاری می‌کنی و دست و پا ** بر گشادستت چرا حسبی چرا
  • Seni koruyan memuru inkâr etmeye yüz tuttun da dilediğin şeylerden seni alıkoyan nefsin tehditleri adını taktın ha!
  • روی در انکار حافظ برده‌ای ** نام تهدیدات نفسش کرده‌ای
  • Dekukî’nin imam olarak öne geçmesi
  • پیش رفتن دقوقی رحمة الله علیه به امامت
  • Dekukî’ye “Bu sözün sonu yoktur. Namaz vakti, hemencecik öne geç.
  • این سخن پایان ندارد تیز دو ** هین نماز آمد دقوقی پیش رو
  • Ey tek kişi, bize iki rekât sabah namazı kıldır da zaman seninle bezensin. 2085
  • ای یگانه هین دوگانه بر گزار ** تا مزین گردد از تو روزگار
  • Ey gözü aydın imam, bize imamlık et… İmam olanın gözü açık olması lâzım.
  • ای امام چشم‌روشن در صلا ** چشم روشن باید ایدر پیشوا
  • Şeriat de körün imamlığı mekruhtur.
  • در شریعت هست مکروه ای کیا ** در امامت پیش کردن کور را
  • Hafız, akıllı ve fakih olsa bile körün imamlığı hoş değil. Sersem ve suçlu olsa bile gözü açık imam bu çeşit körden iyidir.
  • گرچه حافظ باشد و چست و فقیه ** چشم‌روشن به وگر باشد سفیه
  • Kör, pisliklerden çekinemez. Çekinmenin asıl sebebi, asıl vesilesi gözdür.
  • کور را پرهیز نبود از قذر ** چشم باشد اصل پرهیز و حذر
  • Kör yolda yürürken pisliği göremez. Dilerim, hiçbir müminin gözü kör olmasın. 2090
  • او پلیدی را نبیند در عبور ** هیچ مومن را مبادا چشم کور
  • Zahiri kör, görünen necasetlere bulaşır. Fakat can gözü kör olan kişi gizli olan, görünmeyen pisliklere bulaşır.
  • کور ظاهر در نجاسه‌ی ظاهرست ** کور باطن در نجاسات سرست
  • Bu görünen pislik bir parça suyla arınır, fakat içte olan pislik, artıkça artar.
  • این نجاسه‌ی ظاهر از آبی رود ** آن نجاسه‌ی باطن افزون می‌شود
  • İçteki pislikler anlaşıldı mı gözyaşından başka bir şeyle temizlenemez.
  • جز بب چشم نتوان شستن آن ** چون نجاسات بواطن شد عیان
  • Allah, kâfire “Pis murdar” demiştir. Bu pislik, bu murdarlık, onun dışında değildir.
  • چون نجس خواندست کافر را خدا ** آن نجاست نیست بر ظاهر ورا
  • Kâfirin dışı, pisliklere bulaşmıştır. Pislik onun huyundadır, dinindedir. 2095
  • ظاهر کافر ملوث نیست زین ** آن نجاست هست در اخلاق و دین
  • Zahiri pisliğin kokusu yirmi adımlık yerden gelir, bâtıni pisliğin kokusuysa Rey’den tut da Şam’a kadar gider!
  • این نجاست بویش آید بیست گام ** و آن نجاست بویش از ری تا بشام
  • Hatta göklere çıkar, hurilerle Rıdvan’ın burunlarını doldurur!
  • بلک بویش آسمانها بر رود ** بر دماغ حور و رضوان بر شود
  • Bu söylediğin sözler yok mu? Senin anlayışın miktarı ancak… Öldüm iyi ve doğru anlayışın hasretinden!
  • اینچ می‌گویم به قدر فهم تست ** مردم اندر حسرت فهم درست
  • Anlayış sudur, beden testi. Testi kırılınca içindeki su dökülür gider!
  • فهم آبست و وجود تن سبو ** چون سبو بشکست ریزد آب ازو
  • Bu testinin beş tane büyük deliği vardır, içinde ne su durur ne kar! 2100
  • این سبو را پنج سوراخست ژرف ** اندرو نه آب ماند خود نه برف
  • “Gözlerinizi sımsıkı yumun” emrini duydun da yine ayağını doğru atmadın.
  • امر غضوا غضة ابصارکم ** هم شنیدی راست ننهادی تو سم
  • Söz söylemem, manasız çan çan etmem, ağzından anlayışını alıp götürür. Kulak kuma benzer, anlayışını içiverir!
  • از دهانت نطق فهمت را برد ** گوش چون ریگست فهمت را خورد
  • Öbür deliklerinden de aynı bunun gibidir… O gizli anlayış suyunu çeker, emer.
  • همچنین سوراخهای دیگرت ** می‌کشاند آب فهم مضمرت
  • Denizden bile, yerine koymamak şartıyla su alsan nihayet o denizi kurutur, çöl haline getirirsin.
  • گر ز دریا آب را بیرون کنی ** بی عوض آن بحر را هامون کنی
  • Neyleyim ki vakit yok… Yoksa denizden giden sular, o suların yerine karşılık olan suların ne çeşit ve neden geldiğini söylerdim; 2105
  • بیگهست ار نه بگویم حال را ** مدخل اعواض را و ابدال را