English    Türkçe    فارسی   

3
2868-2917

  • Çünkü bu kuşun gönlü, ihtiyata riayet edenlerin padişahı kesildi de konağı, güllükler, çimenlikler dolu!
  • زانک شاه حازمان آمد دلش ** تا گلستان و چمن شد منزلش
  • O ihtiyatından razı, ihtiyatı ondan memnun… İşte sen de tedbirde bulunacaksan böyle bir tedbirde bulun, bu işe sarılacaksan böyle bir işe sarıl!
  • حزم ازو راضی و او راضی ز حزم ** این چنین کن گر کنی تدبیر و عزم
  • Nice defalar hırs tuzağına düştün, boğazını kesilmeye teslim ettin! 2870
  • بارها در دام حرص افتاده‌ای ** حلق خود را در بریدن داده‌ای
  • Tövbeler kabul eden Allah, yine seni azat etti, tövbeni kabul ederek seni neşelendirdi.
  • بازت آن تواب لطف آزاد کرد ** توبه پذرفت و شما را شاد کرد
  • “Tövbenizi bozar, kötülüğe başlarsanız biz de tekrar size azap ederiz. Biz yapılan işlere uygun karşılıkları çift ettik” dedi.
  • گفت ان عدتم کذا عدنا کذا ** نحن زوجنا الفعال بالجزا
  • Bir kadının kocasını yahut bir kocanın karısını alıp bir yere götürsen eşi de koşa koşa mutlaka onun yanına gelir.
  • چونک جفتی را بر خود آورم ** آید آن را جفتش دوانه لاجرم
  • Bu yapılan işleri de eserleriyle çift yarattık… Bir amelde bulundun mu mutlaka eşi de zuhur eder.
  • جفت کردیم این عمل را با اثر ** چون رسد جفتی رسد جفتی دگر
  • Birisi gelip bir karının kocasını esir ederek götürse karısı, kocasını araya araya çıkagelir. 2875
  • چون رباید غارتی از جفت شوی ** جفت می‌آید پس او شوی‌جوی
  • Sen de bir kere daha bu tuzağa geldin, bir kere daha tövbenin gözüne toprak serptin!
  • بار دیگر سوی این دام آمدیت ** خاک اندر دیده‌ی توبه زدیت
  • Tövbeleri kabul eden, suçluları yargılayan Allah, tekrar o düğümü çözdü de “Kendine gel… Bu tarafa yüz tutma” dedi.
  • بازتان تواب بگشاد از گره ** گفت هین بگریز روی این سو منه
  • Fakat tekrar unutkanlık pervanesi geldi, canınızı ateşe doğru sürükledi!
  • باز چون پروانه‌ی نسیان رسید ** جانتان را جانب آتش کشید
  • Ey pervane, öyle çok unutkan olma, öyle pek şüpheye düşme… Yanan kanadına bak bir kere!
  • کم کن ای پروانه نسیان و شکی ** در پر سوزیده بنگر تو یکی
  • Ateşten kurtuldun mu bu kurtuluşun şükrü, bir daha tane olan yere hiç uğramamandır. 2880
  • چون رهیدی شکر آن باشد که هیچ ** سوی آن دانه نداری پیچ پیچ
  • Uğrama da şükrettikçe Allah sana tuzaksız, düşman korkusundan uzak bir nimet ihsan etsin.
  • تا ترا چون شکر گویی بخشد او ** روزیی بی دام و بی خوف عدو
  • Allah’ın sizi azat etmesine karşılık şükretmeniz, Allah nimetini anmanız gerek.
  • شکر آن نعمت که‌تان آزاد کرد ** نعمت حق را بباید یاد کرد
  • Nice zahmetlere, nice belâlara düştün de “ Yarabbi, beni bu tuzaktan kurtar…
  • چند اندر رنجها و در بلا ** گفتی از دامم رها ده ای خدا
  • Sana itaat edeyim, ibadetlerde bulunayım, Şeytan’ın gözüne toprak serpeyim” dedi.
  • تا چنین خدمت کنم احسان کنم ** خاک اندر دیده‌ی شیطان زنم
  • Köpeklerin, her kış mevsimi “Yaz gelince kışın barınmak için kendimize bir ev kuralım” diye ahdetmeleri
  • حکایت نذر کردن سگان هر زمستان کی این تابستان چون بیاید خانه سازیم از بهر زمستان را
  • Kış geldi mi köpek ezilir, büzülür. Kışın soğuğu onu perişan bir hale kor. 2885
  • سگ زمستان جمع گردد استخوانش ** زخم سرما خرد گرداند چنانش
  • “Kışa dayanamıyorum sağ olursam taştan bir ev kurmam lazım.
  • کو بگوید کین قدر تن که منم ** خانه‌ای از سنگ باید کردنم
  • Yaz gelince dişimle tırnağımla çalışıp çabalayayım, kışın barınmak için bir taş ev kurayım” der.
  • چونک تابستان بیاید من بچنگ ** بهر سرما خانه‌ای سازم ز سنگ
  • Fakat yaz gelip de ısındı mı kellesi, kemiği yerine geldi mi, ilikleri, kemikleri kızışıp derisi gerildi mi,
  • چونک تابستان بیاید از گشاد ** استخوانها پهن گردد پوست شاد
  • Kendisini koskocaman görür de “İyi ama ben hangi eve sığarım ki?” der.
  • گوید او چون زفت بیند خویش را ** در کدامین خانه گنجم ای کیا
  • İrileşir, ayağını çeker… Tembel tembel, karnı tok sırtı pek, kendisine güvenmiş bir halde bir gölgeye çekilir. 2890
  • زفت گردد پا کشد در سایه‌ای ** کاهلی سیری غری خودرایه‌ای
  • Gönlü “Bir ev kur” derse de o, “Söyle be yahu, ben nasıl olur da bir eve sığarım ki?” diye cevap verir.
  • گویدش دل خانه‌ای ساز ای عمو ** گوید او در خانه کی گنجم بگو
  • Sen de bir belâya, bir musibete düştün mü büzülürsün, hırs kemiklerin bitişir; küçülür, kalırsın.
  • استخوان حرص تو در وقت درد ** درهم آید خرد گردد در نورد
  • “Tövbeden bir ev kurayım, kışın o evceğizde barınayım” dersin.
  • گویی از توبه بسازم خانه‌ای ** در زمستان باشدم استانه‌ای
  • Fakat dertten kurtuldun da hırsın büyüdü mü köpek gibi ev sevdası geçer gider.
  • چون بشد درد و شدت آن حرص زفت ** همچو سگ سودای خانه از تو رفت
  • Nimete şükretmek, nimetten daha hoştur. Şükreden kişi, hiç şükretmeyi bırakır da nimet sevdasına düşer mi? 2895
  • شکر نعمت خوشتر از نعمت بود ** شکرباره کی سوی نعمت رود
  • Şükür, nimetin canıdır, nimetse deriye benzer. Çünkü seni sevgiliye kadar ulaştıran şükürdür.
  • شکر جان نعمت و نعمت چو پوست ** ز آنک شکر آرد ترا تا کوی دوست
  • Nimet, insana gaflet verir, şükürse uyandırır. Padişahın şükür tuzağıyla nimet avlamaya gör!
  • نعمت آرد غفلت و شکر انتباه ** صید نعمت کن بدام شکر شاه
  • Şükür nimeti, gözünü doyurur, seni bey yapar. Bu suretle de yoksullara yüzlerce nimet bağışlarsın.
  • نعمت شکرت کند پرچشم و میر ** تا کنی صد نعمت ایثار فقیر
  • Allah yemeğinden ye, doy da senden oburluk, tamah ve şuna buna ihtiyacını arz etme illeti geçsin.
  • سیر نوشی از طعام و نقل حق ** تا رود از تو شکم‌خواری و دق
  • Münkirlerin, Peygamberleri nasihatten menetmeleri ve Cebriler gibi delil getirmeleri
  • منع کردن انبیا را از نصیحت کردن و حجت آوردن جبریانه
  • Onlar dediler ki: “A öğütçüler, iyi söylüyorsunuz ama bu köyde adam olsa! 2900
  • قوم گفتند ای نصوحان بس بود ** اینچ گفتید ار درین ده کس بود
  • Allah, bizim gönlümüzü kilitledi, kimse Allah’tan ileri geçemez ki.
  • قفل بر دلهای ما بنهاد حق ** کس نداند برد بر خالق سبق
  • Her şeyi düzüp koşan Allah, bizi de böyle düzdü koştu. Kimse bu dedikoduyla kaderimizi değiştiremez.
  • نقش ما این کرد آن تصویرگر ** این نخواهد شد بگفت و گو دگر
  • Taşa istersen tam yüzyıl boyuna lâl olsana de… Eskiye tam yüzyıl yenilen diye söyle dur.
  • سنگ را صد سال گویی لعل شو ** کهنه را صد سال گویی باش نو
  • Toprağa yüzyıl su gibi arı duru ol desen, suya bal ol, süt kesil desen ne fayda!
  • خاک را گویی صفات آب گیر ** آب را گویی عسل شو یا که شیر
  • Gökleri ve göklerdeki şeyleri yaratan… Suyu, toprağı ve topraktakileri halk eden Allah, 2905
  • خالق افلاک او و افلاکیان ** خالق آب و تراب و خاکیان
  • Göğe dönmeyi takdir etmiş, onu saf bir hale getirtmiş… Suyla toprağa da bulanıklık vermiştir.
  • آسمان را داد دوران و صفا ** آب و گل را تیره رویی و نما
  • Gayri nasıl olur da gökyüzü bulanır, suyla balçık durulur?
  • کی تواند آسمان دردی گزید ** کی تواند آب و گل صفوت خرید
  • Allah, hepsine bir şey takdir etmiştir. Bir dağ, çalışmakla saman çöpü olur mu hiç?
  • قسمتی کردست هر یک را رهی ** کی کهی گردد بجهدی چون کهی
  • Cebrîlerin Peygamberlerin cevabı
  • جواب انبیا علیهم السلام مر جبریان را
  • Peygamberler dediler ki: “Evet… Allah, çekinip kurtulmaya imkan bulunmayan sıfatlar yaratmıştır.
  • انبیا گفتند کاری آفرید ** وصفهایی که نتان زان سر کشید
  • Fakat arızi sıfatlar da yarattı ki onları terk etmek mümkündür; herkesin nefretini kazanan kişi, o sıfatları terk eder, huylarından vazgeçerse herkesin sevgisini kazanır, herkes ondan razı olur. 2910
  • و آفرید او وصفهای عارضی ** که کسی مبغوض می‌گردد رضی
  • Taşa altın ol demek beyhudedir ama bakıra altın ol dersen yeri var; bakır pekâlâ altın olabilir.
  • سنگ را گویی که زر شو بیهده‌ست ** مس را گویی که زر شو راه هست
  • Kuma toprak ol dersen âcizdir, toprak olamaz. Fakat toprağa balçık ol desen bu söz yerindedir, toprak, balçık olabilir.
  • ریگ را گویی که گل شو عاجزست ** خاک را گویی که گل شو جایزست
  • Allah, insana topallık, yassı, burunluluk, körlük gibi çaresiz illetler vermiştir ama,
  • رنجها دادست کان را چاره نیست ** آن بمثل لنگی و فطس و عمیست
  • Ağız, yüz çarpıklığı, yahut baş ağrısı gibi bazı illetler de vermiştir ki bunlara çare vardır.
  • رنجها دادست کان را چاره هست ** آن بمثل لقوه و درد سرست
  • Allah bu ilâçları, insanlara iyilik vermek için yarattı. Dertler, devalar saçma değil ya! 2915
  • این دواها ساخت بهر ایتلاف ** نیست این درد و دواها از گزاف
  • Hatta dertlerin çoğunun devası, çaresi vardır. Adamakıllı aradın, üstüne düştün mü ele geçer!”
  • بلک اغلب رنجها را چاره هست ** چون بجد جویی بیاید آن بدست
  • Kâfirlerin tekrar Cebrîce deliller getirmeleri
  • مکرر کردن کافران حجتهای جبریانه را
  • Onlarsa “Bu, bizim derdimiz, deva kabul eder dert değil.
  • قوم گفتند ای گروه این رنج ما ** نیست زان رنجی که بپذیرد دوا