English    Türkçe    فارسی   

3
3270-3319

  • Musa, “Hadi efendim, hadi… Vazgeç bu hevesten… Bunun önünde, sonunda pek çok tehlikesi var. 3270
  • گفت موسی رو گذر کن زین هوس ** کین خطر دارد بسی در پیش و پس
  • İbret almayı, uyanmayı Allah’tan dile… Kitaptan, sözden, harften, duraktan değil!“ dedi.
  • عبرت و بیداری از یزدان طلب ** نه از کتاب و از مقال و حرف و لب
  • Adam, Musa menettikçe kızıştı, üstüne düştü. Zaten insan, bir şey menedildi mi, o şeye haris olur, büsbütün üstüne düşer!
  • گرم‌تر شد مرد زان منعش که کرد ** گرم‌تر گردد همی از منع مرد
  • Dedi ki: “Ya Musa, nurun parlayınca her şey, kadrini, kıymetini, senin sayende buldu.
  • گفت ای موسی چو نور تو بتافت ** هر چه چیزی بود چیزی از تو یافت
  • Beni bu muradımdan mahrum etmek lütfuna düşmez ey cömert er!
  • مر مرا محروم کردن زین مراد ** لایق لطفت نباشد ای جواد
  • Bu zamanda Allah’ın vekili sensin. Muradımı vermezsen beni meyus edersin.“ 3275
  • این زمان قایم مقام حق توی ** یاس باشد گر مرا مانع شوی
  • Musa, “Yarabbi, taşlanmış Şeytan, bu saf adamla alay mı ediyor?
  • گفت موسی یا رب این مرد سلیم ** سخره کردستش مگر دیو رجیم
  • Öğretsem ziyankârlardan olacak, öğretmesem gönlüme bir kötülük gelecek“ dedi.
  • گر بیاموزم زیان‌کارش بود ** ور نیاموزم دلش بد می‌شود
  • Allah dedi ki: “Ya Musa, öğret… Çünkü biz, keremimizden hiçbir duayı asla reddetmeyiz.
  • گفت ای موسی بیاموزش که ما ** رد نکردیم از کرم هرگز دعا
  • Musa dedi ki: “Yarabbi, sonra pişman olacak, elini dişleyecek, elbiselerini yırtacak.
  • گفت یا رب او پشیمانی خورد ** دست خاید جامه‌ها را بر درد
  • Kudret, herkesin harcı değil… Aciz, Allah’tan çekinen kişiye sermayedir. 3280
  • نیست قدرت هر کسی را سازوار ** عجز بهتر مایه‌ی پرهیزکار
  • Eli bir şeye erişmeyen, Allah’tan korktu, çekindi, kendisini ibadete verdi… Yoksulluk, işte yüzden daima övünülecek bir şeydir!
  • فقر ازین رو فخر آمد جاودان ** که به تقوی ماند دست نارسان
  • Zengin zenginliği yüzünden Allah tapısından reddedildi. Çünkü kudreti var; sabrı terk etti, dilediğini yapıverdi!
  • زان غنا و زان غنی مردود شد ** که ز قدرت صبرها بدرود شد
  • Acizlik, yoksulluk, insana hırslarla, gamlarla dolu olan nefis belâsından aman verir.
  • آدمی را عجز و فقر آمد امان ** از بلای نفس پر حرص و غمان
  • Gam, olmayacak dileklerden meydana gelir. Çünkü gulyabanilere avlanmış olan insan, o olmayacak dileklere alışmış, onlarla huylanmıştır.
  • آن غم آمد ز آرزوهای فضول ** که بدان خو کرده است آن صید غول
  • Toprak yiyen, toprak ister; o biçare gülbeşekerden hoşlanmaz, gülbeşekeri hazmedemez!” 3285
  • آرزوی گل بود گل‌خواره را ** گلشکر نگوارد آن بیچاره را
  • Ulu Allah’tan, Musa’ya dileğinden bir kısmını olsun öğret… diye vahiy gelmesi
  • وحی آمدن از حق تعالی به موسی کی بیاموزش چیزی کی استدعا کند یا بعضی از آن
  • Allah, Musa’ya “Ya Musa, sen onun dileğini ver de elini aç, dilediğini yapsın!“ dedi.
  • گفت یزدان تو بده بایست او ** برگشا در اختیار آن دست او
  • Dileğini yapmak kudreti, ibadetin tuzudur, lezzetidir. Yoksa bu gökyüzü de ihtiyarsız dönüp durmada.
  • اختیار آمد عبادت را نمک ** ورنه می‌گردد بناخواه این فلک
  • Fakat düşünüşünden dolayı ne bir sevaba girer, ne bir günaha. Çünkü hesap vakti sevap ta ihtiyarî olarak yapılan işe verilir, azap da!
  • گردش او را نه اجر و نه عقاب ** که اختیار آمد هنر وقت حساب
  • Zaten bütün âlem Allah’ı tesbik eder… Fakat bu zoraki tesbihten, bir sevap elde edilemez.
  • جمله عالم خود مسبح آمدند ** نیست آن تسبیح جبری مزدمند
  • Erin eline kılıcı ver, onu acizlikten kurtar, onu kudret sahibi yap da ya gazi olsun, ya yol kesici eşkıya! 3290
  • تیغ در دستش نه از عجزش بکن ** تا که غازی گردد او یا راه‌زن
  • Âdem, “Keremnâ” sırrına, dilediğini yapabilme kudretiyle erişti… İnsanların yarısı bal arısı oldu, yarısı yılan!
  • زانک کرمنا شد آدم ز اختیار ** نیم زنبور عسل شد نیم مار
  • Müminler, bal arısı gibi bal madeni oldular… Kâfirler, yılan gibi zehir madeni!
  • مومنان کان عسل زنبوروار ** کافران خود کان زهری همچو مار
  • Çünkü mümin, seçilmiş, helâl otlar yer, tükürüğü bile bal arısı gibi hayat verir!
  • زانک مومن خورد بگزیده نبات ** تا چو نحلی گشت ریق او حیات
  • Kâfire gelince, irin şerbeti içer, gıdasından da zehir meydana gelir!
  • باز کافر خورد شربت از صدید ** هم ز قوتش زهر شد در وی پدید
  • Allah ilhamına erenler, hayatın ta kendisi kesilirler, hava ve hevesle süslenenler ise ölüm zehiri! 3295
  • اهل الهام خدا عین الحیات ** اهل تسویل هوا سم الممات
  • İyilik edenler, ihtiyarlarıyla iyilik ederler, uyanık hareketleriyle kendilerini korurlar da o yüzden övülürler, takdir edilirler. Cihandaki bu medihler, bu takdirler, hep ihtiyar yüzünden meydana gelir.
  • در جهان این مدح و شاباش و زهی ** ز اختیارست و حفاظ آگهی
  • Külhaniler, zindanda oldukça Allah’tan çekinirler, zahit olurlar, Allah’ı anarlar!
  • جمله رندان چونک در زندان بوند ** متقی و زاهد و حق‌خوان شوند
  • Fakat kudret gitti mi amel kesada uğrar… Kendine gel de ecel, sermayeyi elden almasın!
  • چونک قدرت رفت کاسد شد عمل ** هین که تا سرمایه نستاند اجل
  • Kendine gel… Kudretin, kâr elde etmek için bir sermayedir. Kudret zamanını kaçırma, kıymetini bil!
  • قدرتت سرمایه‌ی سودست هین ** وقت قدرت را نگه دار و ببین
  • İnsan, “Kerremna“ kır atına binmiş, ihtiyar dizginini de akıl eline vermiştir. 3300
  • آدمی بر خنگ کرمنا سوار ** در کف درکش عنان اختیار
  • Musa, tekrar ona şefkatle öğüt vererek “İsteğin seni mahcup eder, yüzünü sarartır.
  • باز موسی داد پند او را بمهر ** که مرادت زرد خواهد کرد چهر
  • Gel, bu sevdadan vazgeç. Allah’tan kork. Şeytan, seni aldatmış, o sana ders vermiş!“ dedi.
  • ترک این سودا بگو وز حق بترس ** دیو دادستت برای مکر درس
  • Adam’ın, yalnız kümes hayvanlarıyla köpeğin dillerini anlamaya razı olması, Musa aleyhiselâm’ın da onun bu muradını yerine getirmesi
  • قانع شدن آن طالب به تعلیم زبان مرغ خانگی و سگ و اجابت موسی علیه السلام
  • Adam, “Bari hiç olmazsa kapı dibinde yatıp duran, ev bekçiliği eden köpekle kümes hayvanlarının dillerini öğret.” dedi.
  • گفت باری نطق سگ کو بر درست ** نطق مرغ خانگی کاهل پرست
  • Musa dedi ki: “Hadi, peki… Bu ikisinin dillerini anlayacaksın, yürü git! “
  • گفت موسی هین تو دانی رو رسید ** نطق این هر دو شود بر تو پدید
  • Adam, sabah çağı, bakalım sahiden dillerini öğrendim mi, anlayacak mıyım ki? Diye kapının eşiğinde beklemekteydi. 3305
  • بامدادان از برای امتحان ** ایستاد او منتظر بر آستان
  • Hizmetçi kadın sofra örtüsü silkerken bir lokmacık bayat ekmek düştü.
  • خادمه سفره بیفشاند و فتاد ** پاره‌ای نان بیات آثار زاد
  • Ekmek parçasını horoz, hemencicik kapıverdi. Köpek dedi ki: Sen, bize zulmettin.
  • در ربود آن را خروسی چون گرو ** گفت سگ کردی تو بر ما ظلم رو
  • Buğday tanesi de yiyebilirsin. Hâlbuki ben yiyemem ki… Yerimde, yurdumda bundan âcizim ben.
  • دانه‌ی گندم توانی خورد و من ** عاجزم در دانه خوردن در وطن
  • Sen buğday da yiyebilirsin, arpa da, darı, mısır gibi başka şeyler de… Hâlbuki ben bunları yiyemem.
  • گندم و جو را و باقی حبوب ** می‌توانی خورد و من نه ای طروب
  • Böyle olduğu halde bizim kısmetimiz olan şu bir parçacık ekmeği bile kapıyorsun! 3310
  • این لب نانی که قسم ماست نان ** می‌ربایی این قدر را از سگان
  • Horozun köpeğe cevabı
  • جواب خروس سگ را
  • Bu sözü duyan horoz, “Merak etme, Allah sana buna karşılık başka şeyler verir.
  • پس خروسش گفت تن زن غم مخور ** که خدا بدهد عوض زینت دگر
  • Bu ev sahibinin atı sakatlanacak, yarın sabah, adamakıllı doyacaksın, kederlenme.
  • اسپ این خواجه سقط خواهد شدن ** روز فردا سیر خور کم کن حزن
  • Atın ölümü, köpeklere bir bayram olacak… Çalışıp çabalamadan bir hayli rızık dökülüp kalacak“ dedi.
  • مر سگان را عید باشد مرگ اسپ ** روزی وافر بود بی جهد و کسپ
  • Adam, bu sözü duyunca derhal atı sattı. Horozun dediği çıkmadı, köpeğe karşı mahcup vaziyette kaldı.
  • اسپ را بفروخت چون بشنید مرد ** پیش سگ شد آن خروسش روی‌زرد
  • Ertesi günü yine horoz, ekmeği kapınca köpek ağzını açtı, dedi ki: 3315
  • روز دیگر همچنان نان را ربود ** آن خروس و سگ برو لب بر گشود
  • “A düzenbaz horoz… Bu yalan niceye bir? Niceye bir bu zulümkârlık, bu yalancılık, bu kara yüreklilik?
  • کای خروس عشوه‌ده چند این دروغ ** ظالمی و کاذبی و بی فروغ
  • Hani at sakatlanacak dediydin, nerde? Sen, düzenci körün birisin, sözünde hiçbir doğru yok!”
  • اسپ کش گفتی سقط گردد کجاست ** کور اخترگوی و محرومی ز راست
  • Her şeyden haberi olan horoz, köpeğe “Atı sakatlandı, sakatlandı ama başka yerde.
  • گفت او را آن خروس با خبر ** که سقط شد اسپ او جای دگر
  • Atını satıp ziyandan kurtuldu. Uğrayacağı ziyanı, başkalarına yükletti.
  • اسپ را بفروخت و جست او از زیان ** آن زیان انداخت او بر دیگران