English    Türkçe    فارسی   

4
3342-3391

  • Ona kulluk etmek, sultanlıktan iyidir... çünkü “Ben ondan hayırlıyım” sözü, şeytan sözüdür.
  • بندگی او به از سلطانیست ** که انا خیر دم شیطانیست
  • Be aşağılık, Âdem’in kulluğu ile İblis’in kibrine bak da aradaki farkı gör.
  • فرق بین و برگزین تو ای حبیس ** بندگی آدم از کبر بلیس
  • Âdem’in kulluğunu seç. Yol güneşi olan peygamber bile “Nefsini aşağılayan kişiye ne mutlu” dedi.
  • گفت آنک هست خورشید ره او ** حرف طوبی هر که ذلت نفسه
  • Tuba gölgesini gör de güzelce uyu... o gölgeye baş koy da serkeşlik etmeden uykuya dal! 3345
  • سایه‌ی طوبی ببین وخوش بخسپ ** سر بنه در سایه بی‌سرکش بخسپ
  • Nefsi aşağılama gölgesi, güzel bir yatılacak yerdir... o arılığa istidadı olana hoş bir uyku verir.
  • ظل ذلت نفسه خوش مضجعیست ** مستعد آن صفا و مهجعیست
  • Bu gölgeyi bırakır da benlik tarafına gidersen çabucak asi olur, azar, yolunu kaybeder gidersin!
  • گر ازین سایه روی سوی منی ** زود طاغی گردی و ره گم کنی
  • “Ey inanlar,Tanrı ve rasulü hükmetmeden önce bir işe hükmetmeyin,kesip atmayın”âyeti.Peygamber değilsen ümmet ol..Padişah değilsen tebaa ol!
  • بیان آنک یا ایها الذین آمنوا لا تقدموا بین یدی الله و رسوله چون نبی نیستی ز امت باش چونک سلطان نه‌ای رعیت باش پس رو خاموش باش از خود زحمتی و رایی متراش
  • Şu halde yürü şeyhin, emrinin gölgesi altına git; sus emre uy!
  • پس برو خاموش باش از انقیاد ** زیر ظل امر شیخ و اوستاد
  • Böyle yapmadın mı istidat ve kabiliyet sahibi bile olsan kâmilik davasına kalkıştığından değişir, çarpılır, istidat ve kabiliyetini kaybedersin!
  • ورنه گر چه مستعد و قابلی ** مسخ گردی تو ز لاف کاملی
  • Sır bilen ve haberdar olan üstada serkeşlik edersen istidattan da olursun! 3350
  • هم ز استعداد وا مانی اگر ** سر کشی ز استاد راز و با خبر
  • Şimdilik ayakkabı dikiciliğine razı ol, sabret... yoksa sabretmezsen yamacı, eskici olur kalırsın!
  • صبر کن در موزه دوزی تو هنوز ** ور بوی بی‌صبر گردی پاره‌دوز
  • Eskicilerde sabır ve hilm olsaydı hepsi de öğrenir, yeni ayakkabı diker, ayakkabıcı olurlardı.
  • کهنه‌دوزان گر بدیشان صبر و حلم ** جمله نودوزان شدندی هم به علم
  • Çok çalışır, çok didinirsen nihayet usanır da sen kendin, akıl bir bağmış meğerse dersin!
  • بس بکوشی و بخر از کلال ** هم تو گویی خویش کالعقل عقال
  • Felsefeye kapılan adam gibi hani... o da ölüm gününde aklı, kolsuz kanatsız gördü de,
  • هم‌چو آن مرد مفلسف روز مرگ ** عقل را می‌دید بس بی‌بال و برگ
  • Kararsızca itiraf etti o zaman... dedi ki: Zeka ile atımızı saçma ve asılsız yerlere sürdük! 3355
  • بی‌غرض می‌کرد آن دم اعتراف ** کز ذکاوت راندیم اسپ از گزاف
  • Gururlandık aldandık da erlerden baş çektik... hayal denizinde yüzdük durduk.
  • از غروری سر کشیدیم از رجال ** آشنا کردیم در بحر خیال
  • Halbuki ruh dininizde yüzgeçlik hiçmiş... burada Nuh’un gemisine girmekten başka bir çare yokmuş.
  • آشنا هیچست اندر بحر روح ** نیست اینجا چاره جز کشتی نوح
  • O peygamberler padişahı da böyle buyurdu: Bu kül denizinde, bu okyanusta gemi benim!
  • این چنین فرمود این شاه رسل ** که منم کشتی درین دریای کل
  • Yahut da benim can gözüme varis olan, doğrulukta benim yerime geçen halifemdir.
  • یا کسی کو در بصیرتهای من ** شد خلیفه‌ی راستی بر جای من
  • Yiğit, gemiden yüz döndürmemem gerek... işte biz, denizdeki Nuh gemisiyiz! 3360
  • کشتی نوحیم در دریا که تا ** رو نگردانی ز کشتی ای فتی
  • Kenan gibi her dağa gitme... Kuran’dan “Bu gün kurtuluş yoktur “ayetini duy!
  • هم‌چو کنعان سوی هر کوهی مرو ** از نبی لا عاصم الیوم شنو
  • Gözün bağlı da bu gemi, onun için sana aşağı, düşünce dağın da pek yüksek görünmede!
  • می‌نماید پست این کشتی ز بند ** می‌نماید کوه فکرت بس بلند
  • Aman ha aman bu alçacık gemiye hor bakma... Tanrının buna gelip duran ihsanına bak.
  • پست منگر هان و هان این پست را ** بنگر آن فضل حق پیوست را
  • Düşünce dağının yüceliğine de pek bakma... çünkü onu bir dalga altüst ediverir!
  • در علو کوه فکرت کم نگر ** که یکی موجش کند زیر و زبر
  • Eğer Kenan’san, sana bunun gibi iki yüz nasihat versem yine bana inanmazsın! 3365
  • گر تو کنعانی نداری باورم ** گر دو صد چندین نصیحت پرورم
  • Bu sözü Kenan’ın kulağı nereden kabul edecek? Onu Tanrı mühürlemiş gitmiş.
  • گوش کنعان کی پذیرد این کلام ** که برو مهر خدایست و ختام
  • Tanrının mühürlediği kulağa öğüt mü girer? Sonradan olan şey, ezeli hükmü nasıl değiştirir?
  • کی گذارد موعظه بر مهر حق ** کی بگرداند حدث حکم سبق
  • Fakat Kenan değilsin ümidi ile yine sana bir hoş söz söyleyeyim:
  • لیک می‌گویم حدیث خوش‌پیی ** بر امید آنک تو کنعان نه‌ای
  • Nihayet bunu ikrar edeceksin, bari kendine gel de ilk güne bak, son günü gör!
  • آخر این اقرار خواهی کرد هین ** هم ز اول روز آخر را ببین
  • Son günü görebilirsin sen... yalnız sonu gören gözünü yıpratma, kör etme. 3370
  • می‌توانی دید آخر را مکن ** چشم آخربینت را کور کهن
  • Kim kutlucasına işin sonunu görürse hiçbir an yolda sürçmez.
  • هر که آخربین بود مسعودوار ** نبودش هر دم ز ره رفتن عثار
  • Her an bu düşüp kalkmayı istemiyorsan bir erin ayak bastığı toprağı gözüne çek.
  • گر نخواهی هر دمی این خفت‌خیز ** کن ز خاک پایی مردی چشم تیز
  • Onun ayağının bastığı toprağı gözüne sürme yap da bu külhaniliği başından at!
  • کحل دیده ساز خاک پاش را ** تا بیندازی سر اوباش را
  • Çünkü bu şakirtlikte, bu yokluğa düşmeyle iğne bile olsan Zülfikar kesilirsin.
  • که ازین شاگردی و زین افتقار ** سوزنی باشی شوی تو ذوالفقار
  • Her seçilmiş erin ayak bastığı toprağı gözüne sürme gibi çek; o toprak, gözünü hem yakar, hem aydınlatır. 3375
  • سرمه کن تو خاک هر بگزیده را ** هم بسوزد هم بسازد دیده را
  • Deve gözü ışılansın diye diken yer de onun için gözü nurlar saçar!
  • چشم اشتر زان بود بس نوربار ** کو خورد از بهر نور چشم خار
  • Katırın deveye “Ben yol yürürken yüzüstü düşü düşü veriyorum,halbuki sen az düşüyorsun,bu neden diye sorması,devenin cevabı
  • قصه‌ی شکایت استر با شتر کی من بسیار در رو می‌افتم در راه رفتن تو کم در روی می‌آیی این چراست و جواب گفتن شتر او را
  • Katırın biri bir gün bir deveyle buluştu... ikisi de bir ahıra düştüler.
  • اشتری را دید روزی استری ** چونک با او جمع شد در آخری
  • Katır dedi ki: “Ben tepede, düzde, pazarda, köyde çok düşüyorum.
  • گفت من بسیار می‌افتم برو ** در گریوه و راه و در بازار و کو
  • Hele dağ terekesinden aşağı inerken her zaman korkumdan tepe taklak kapanırım.
  • خاصه از بالای که تا زیر کوه ** در سر آیم هر زمانی از شکوه
  • Sense yüz üstü pek az düşersin... bu neden? Yoksa senin arı canın devletlik mi ki? 3380
  • کم همی‌افتی تو در رو بهر چیست ** یا مگر خود جان پاکت دولتیست
  • Ben her an tepesi üstü düşer, dizimi vurur, yüzümü, dizimi kanlara bularım!
  • در سر آیم هر دم و زانو زنم ** پوز و زانو زان خطا پر خون کنم
  • Palanım, yüküm baş aşağı olur; kiracıdan da daima dayak yerim.
  • کژ شود پالان و رختم بر سرم ** وز مکاری هر زمان زخمی خورم
  • Hani az akıllı adam gibi... o da aklının kıtlığından günahından tövbe eder... her an da tövbesini bozar.
  • هم‌چو کم عقلی که از عقل تباه ** بشکند توبه بهر دم در گناه
  • O tövbe bozan reyindeki, azmindeki gevşekliğinin yüzünden zamanede İblise maskara olur.
  • مسخره‌ی ابلیس گردد در زمن ** از ضعیفی رای آن توبه‌شکن
  • Her an yükü ağır olan ve taşlık yolda gitmeye savaşan topal beygir gibi tepesi üstüne düşer. 3385
  • در سر آید هر زمان چون اسپ لنگ ** که بود بارش گران و راه سنگ
  • O ters huylu, tövbesini bozduğu için kafasına gaybtan tokatlar yer durur.
  • می‌خورد از غیب بر سر زخم او ** از شکست توبه آن ادبارخو
  • Sonra tekrar gevşek azmiyle tövbe eder... fakat Şeytan “Ne yaptın?” der demez tövbesini bozar.
  • باز توبه می‌کند با رای سست ** دیو یک تف کرد و توبه‌ش را سکست
  • Pek zayıftır... fakat kendisini öyle ulu görür, öyle kibirlenir ki Tanrıya ulaşanlara bile hor bakar!
  • ضعف اندر ضعف و کبرش آنچنان ** که به خواری بنگرد در واصلان
  • Ey deve, sense mümine benzersin; yüz üstü az düşer, burnunu az vurursun!
  • ای شتر که تو مثال مومنی ** کم فتی در رو و کم بینی زنی
  • Sende ne var ki afete uğramıyorsun... sürçmüyor, yüz üstü az düşüyorsun? 3390
  • تو چه داری که چنین بی‌آفتی ** بی‌عثاری و کم اندر رو فتی
  • Deve dedi ki: “Her kutluluk Tanrıdandır ama benimle senin aranda çok fark var!
  • گفت گر چه هر سعادت از خداست ** در میان ما و تو بس فرقهاست