English    Türkçe    فارسی   

6
362-411

  • Pek karanlık olduğundan önünde oturan ve ateşi söndüren hırsızı göremiyordu.
  • بس که ظلمت بود و تاریکی ز پیش  ** می‌ندید آتش‌کشی را پیش خویش 
  • Senin de gönlünde böyle bir ateş söndüren var da kâfir gözün, körlüğünden görmüyor.
  • این چنین آتش‌کشی اندر دلش  ** دیده‌ی کافر نبیند از عمش 
  • Bilen duyan gönül, nasıl olur da dönen şeyi bir döndüren var, bunu bilmez?
  • چون نمی‌داند دل داننده‌ای  ** هست با گردنده گرداننده‌ای 
  • Nasıl olur da kendi kendine geceyle gündüz, sahipsiz olarak nasıl gelir, nasıl gider demezsin? 365
  • چون نمی‌گویی که روز و شب به خود  ** بی‌خداوندی کی آید کی رود 
  • A aşağılık kişi, aklın aldığı şeylerin etrafında döner dolaşırsın ha... Bir de gel de şu akılsızlığını gör!
  • گرد معقولات می‌گردی ببین  ** این چنین بی‌عقلی خود ای مهین 
  • Evi bir yapanın olması mı daha akla uygundur, yapıcısı olmayan kendi kendine yapılmış bir ev mi, a aklı kıt?
  • خانه با بنا بود معقول‌تر  ** یا که بی‌بنا بگو ای کم‌هنر 
  • Yazıyı bir yazanın olması mı daha akla uyar, yoksa olmaması mı ey oğul?
  • خط با کاتب بود معقول‌تر  ** یا که بی‌کاتب بیندیش ای پسر 
  • Cim harfine benzeyen kulak, aynaya benzeyen göz, mime benzeyen ağız, nasıl olur da yazan olmadan yazılır, meydana gelir a kınanmaya değer adam?
  • جیم گوش و عین چشم و میم فم  ** چون بود بی‌کاتبی ای متهم 
  • Aydın bir mum, yakmayan oldukça mı bulunur, yoksa bilen bir yakıcı olunca mı? 370
  • شمع روشن بی‌ز گیراننده‌ای  ** یا بگیراننده‌ی داننده‌ای 
  • Güzel bir sanat kör ve çolak bir adamın elinden mi çıkar, yoksa her tarafı bütün bir gözlünün elinden mi?
  • صنعت خوب از کف شل ضریر  ** باشد اولی یا بگیرایی بصیر 
  • Madem ki seni kahredeceğini, başına mihnet topuzunu vuracağını bildin;
  • پس چو دانستی که قهرت می‌کند  ** بر سرت دبوس محنت می‌زند 
  • Hadi Nemrut gibi savaş, havayı okla bakalım!
  • پس بکن دفعش چو نمرودی به جنگ  ** سوی او کش در هوا تیری خدنگ 
  • Hani Moğol askerleri gibi... Onlar da biri hastalandı mı ölmesin diye göğe ok atarlar ya, sen de atadur.
  • هم‌چو اسپاه مغل بر آسمان  ** تیر می‌انداز دفع نزع جان 
  • Yahut da kaçabilirsen kaç, kurtul bakalım.İmkânı mı var? Onun eline bir kere rehin olmuşsun. 375
  • یا گریز از وی اگر توانی برو  ** چون روی چون در کف اویی گرو 
  • Yokluktayken bile elinden kurtulamadın, şimdi nasıl kurtulabilirsin a güzelim!
  • در عدم بودی نرستی از کفش  ** از کف او چون رهی ای دست‌خوش 
  • İstek yok mu? İşte o, sıçramak, kaçmaktır; onun adaletine karşı takvanın kanını dökmektir.
  • آرزو جستن بود بگریختن  ** پیش عدلش خون تقوی ریختن 
  • Bu dünya tuzaktır, tanesi de istek. Tuzaklardan kaç onlardan yüz çevir.
  • این جهان دامست و دانه‌آرزو  ** در گریز از دامها روی آر زو 
  • Böyle hareket ettin mi yüzlerce ferahlık bulursun. Fakat istekten geçemedin mi fesatlıklara uğrarsın.
  • چون چنین رفتی بدیدی صد گشاد  ** چون شدی در ضد آن دیدی فساد 
  • Bunun için Peygamber “Müftüler sana kuvvetli fetvalar bile verseler sen, kalbine danış” dedi. 380
  • پس پیمبر گفت استفتوا القلوب  ** گر چه مفتیتان برون گوید خطوب 
  • İsteği bırak da Allah acısın. Bunun böyle olması lâzım, bunu denedin, sınadın ya.
  • آرزو بگذار تا رحم آیدش  ** آزمودی که چنین می‌بایدش 
  • Mademki kaçamıyorsun, ona kullukta bulun da hapsinden kurtul, gül bahçelerine git.
  • چون نتانی جست پس خدمت کنش  ** تا روی از حبس او در گلشنش 
  • Her an kendini görür gözetirsin adaleti de görürsün, yüceliği de ey azgın.
  • دم به دم چون تو مراقب می‌شوی  ** داد می‌بینی و داور ای غوی 
  • Fakat perde ardına girer, gözünü kaparsan senin bu göz yummanla güneş, işinden gücünden kalır mı hiç?
  • ور ببندی چشم خود را ز احتجاب  ** کار خود را کی گذارد آفتاب 
  • Padişahın,Eyaz’ın hareketini beğenmiyen beylere onun yüceliğinin rütbesindeki üstünlüğün, maaşındaki fazlalığın sebeplerini, hiçbir delil getiremiyecekleri, hiçbir itirazda bulunamıyacakları bir tarzda bildirip göstermesi
  • وا نمودن پادشاه به امرا و متعصبان در راه ایاز سبب فضیلت و مرتبت و قربت و جامگی او بریشان بر وجهی کی ایشان را حجت و اعتراض نماند 
  • Beyler, hasetten coşunca nihayet padişahı bile kınamaya başlayıp dediler ki: 385
  • چون امیران از حسد جوشان شدند  ** عاقبت بر شاه خود طعنه زدند 
  • Bu senin Eyaz’ında otuz adamın aklı yokken nasıl olur da otuz beyin kaftan parasını yer?
  • کین ایاز تو ندارد سی خرد  ** جامگی سی امیر او چون خورد 
  • Padişah, otuz beyle avlanmak üzere dağlara, ovalara çıktı.
  • شاه بیرون رفت با آن سی امیر  ** سوی صحرا و کهستان صیدگیر 
  • Uzaktan bir kervan gördü, beyin birisine git de,
  • کاروانی دید از دور آن ملک  ** گفت امیری را برو ای متفک 
  • Sor bakalım, o kervan hangi şehirden geliyor? dedi.
  • رو بپرس آن کاروان را بر رصد  ** کز کدامین شهر اندر می‌رسد 
  • Bey gitti, sorup geldi, dedi ki: Rey’den geliyor.Padişah, peki nereye gidiyormuş? deyince kalakaldı. 390
  • رفت و پرسید و بیامد که ز ری  ** گفت عزمش تا کجا درماند وی 
  • Bir başka beye, git bakalım yüce kişi dedi, sen de nereye gidiyor, şunu anla!
  • دیگری را گفت رو ای بوالعلا  ** باز پرس از کاروان که تا کجا 
  • O da gidip geldi, Yemen’e gidiyormuş dedi. Padişah yükü neymiş? Deyince o da dinelip kaldı.
  • رفت و آمد گفت تا سوی یمن  ** گفت رختش چیست هان ای موتمن 
  • Padişah, bir başka beye hadi, sen de yükü neymiş, onu öğren dedi.
  • ماند حیران گفت با میری دگر  ** که برو وا پرس رخت آن نفر 
  • Bey gidip geldi, her cins mal var, fakat çoğu Rey kâseleri deyince,
  • باز آمد گفت از هر جنس هست  ** اغلب آن کاسه‌های رازیست 
  • Padişah, Rey’den ne vakit çıkmış? diye sordu. O aklı gevşek bey de âciz kaldı. 395
  • گفت کی بیرون شدند از شهر ری  ** ماند حیران آن امیر سست پی 
  • Böylece, otuz hattâ daha fazla beyin hepsi de âciz ve noksan çıktı.
  • هم‌چنین تا سی امیر و بیشتر  ** سست‌رای و ناقص اندر کر و فر 
  • Bunun üzerine padişah beylere dedi ki: Ben bir gün tek başıma Eyaz’ımı sınadım.
  • گفت امیران را که من روزی جدا  ** امتحان کردم ایاز خویش را 
  • Şu kervan nereden geliyor? Git anla dedim. Gitti, hepsini sorup öğrenmiş.
  • که بپرس از کاروان تا از کجاست  ** او برفت این جمله وا پرسید راست 
  • Benim emrim olmadan kervanın bütün ahvalini, olduğu gibi bir bir anlattı.
  • بی‌وصیت بی‌اشارت یک به یک  ** حالشان دریافت بی ریبی و شک 
  • Bu otuz bey, otuz defada ne öğrenebildiyse o, hepsini birden öğrenip geldi. 400
  • هر چه زین سی میر اندر سی مقام  ** کشف شد زو آن به یکدم شد تمام 
  • Beylerin,bu delili cebrice şüphelerle zayıflarmaya savaşmaları,padişahın onlara verdiği cevap
  • مدافعه‌ی امرا آن حجت را به شبهه‌ی جبریانه و جواب دادن شاه ایشان را 
  • Beyler, bu bir zekâ işi, o da Allah vergisi, çalışmakla olmaz ki.
  • پس بگفتند آن امیران کین فنیست  ** از عنایتهاش کار جهد نیست 
  • Aya o güzel yüzü Allah vermiş, güle o hoş kokuyu Allah ihsan etmiş dediler.
  • قسمت حقست مه را روی نغز  ** داده‌ی بختست گل را بوی نغز 
  • Padişah dedi ki: İnsanın elde ettiği şey zararsa çalışmamasından ileri gelmiştir, kârsa çalışıp çabalamasından.
  • گفت سلطان بلک آنچ از نفس زاد  ** ریع تقصیرست و دخل اجتهاد 
  • Yoksa Âdem, “Rabbimiz, biz nefsimize zulmettik” der miydi.
  • ورنه آدم کی بگفتی با خدا  ** ربنا انا ظلمنا نفسنا 
  • Bu suç bahtımdan. Kader böyleymiş,ihtiyatın tedbirin ne faydası var? derdi. 405
  • خود بگفتی کین گناه از نفس بود  ** چون قضا این بود حزم ما چه سود 
  • İblis gibi hani. O da “Sen beni azdırdın. Hem kadehimizi kırıyor, hem de bizi dövüyorsun” demişti ya.
  • هم‌چو ابلیسی که گفت اغویتنی  ** تو شکستی جام و ما را می‌زنی 
  • Halbuki takdir haktır ama, kulun çalışması da hak. Kendine gel de koca şeytan gibi kör olma.
  • بل قضا حقست و جهد بنده حق  ** هین مباش اعور چو ابلیس خلق 
  • İki iş arasında tereddütte kalıyoruz. Hiç ihtiyarımız olmasa bu tereddüt olur mu?
  • در تردد مانده‌ایم اندر دو کار  ** این تردد کی بود بی‌اختیار 
  • İki eli, iki ayağı bağlı olan adam bunu mu yapsam onu mu, der mi?
  • این کنم یا آن کنم او کی گود  ** که دو دست و پای او بسته بود 
  • Denize mi dalsam, yücelere mi uçsam diye hiç tereddüde düşer mi? 410
  • هیچ باشد این تردد بر سرم  ** که روم در بحر یا بالا پرم 
  • Musul’a mı gitsem, yoksa büyü öğrenmek için Babil’e mi diye düşüncelere kapılır mı?
  • این تردد هست که موصل روم  ** یا برای سحر تا بابل روم