English    Türkçe    فارسی   

1
2349-2358

  • خواجه در عیب است غرقه تا به گوش ** خواجه را مال است و مالش عیب پوش‌‌
  • Zengin, kulağına kadar ayıp içine dalmıştır: fakat malı vardır ve mal ayıbını örter.
  • کز طمع عیبش نبیند طامعی ** گشت دلها را طمعها جامعی‌‌ 2350
  • Tamahkâr tamahı yüzünden zengin ayıbını görmez. Tamahkâr bütün gönülleri kaplar.
  • ور گدا گوید سخن چون زر کان ** ره نیابد کاله‌‌ی او در دکان‌‌
  • Yoksul, halis altın gibi sevilse yine kumaşı, dükkâna yol bulmaz, sözünü kimse dinlemez.
  • کار درویشی ورای فهم تست ** سوی درویشی بمنگر سست سست‌‌
  • Yoksulluk, senin anlayacağın şey değildir; yoksulluğa hor bakma;
  • ز آن که درویشان ورای ملک و مال ** روزیی دارند ژرف از ذو الجلال‌‌
  • Çünkü yoksulların, mülkten, maldan öte ululuk sahibi Tanrı’dan pek büyük bir rızıkları vardır.
  • حق تعالی عادل است و عادلان ** کی کنند استمگری بر بی‌‌دلان‌‌
  • Ulu Tanrı âdildir; âdiller, nasıl olur da çaresiz biçarelere zulmederler?
  • آن یکی را نعمت و کالا دهند ** وین دگر را بر سر آتش نهند 2355
  • Birisine nimet, mal, matrah verip öbürünü yansın diye ateşe atarlar mı?
  • آتشش سوزا که دارد این گمان ** بر خدای خالق هر دو جهان‌‌
  • Böyle bir iş, Tanrı’dan, iki cihanı yaratan umulur mu?
  • فقر فخری از گزاف است و مجاز ** نی هزاران عز پنهان است و ناز
  • “Elfakru Fahri” hadîsi, saçma ve asılsız bir söz mü; bu sözde binlerce yücelik, binlerce naz ve nimet gizli değil mi?
  • از غضب بر من لقبها راندی ** یارگیر و مار گیرم خواندی‌‌
  • Hiddetle bana lâkaplar taktın; ben sevgilimin dostuyum, onu elde ederim. Halbuki sen bir yalancı, afsuncusun dedi.