English    Türkçe    فارسی   

1
399-408

  • روحهای منبسط را تن کند ** هر تنی را باز آبستن کند
  • Yayılmış ruhları cisim yapar, her cismi de tekrar gebe bırakır.
  • اسب جانها را کند عاری ز زین ** سر النوم اخ الموت است این‌‌ 400
  • Can atlarını eğersiz kor; bu, “uyku ölümün kardeşidir” sırrıdır.
  • لیک بهر آن که روز آیند باز ** بر نهد بر پایشان بند دراز
  • Fakat gündüzün geri gelmeleri için ayaklarını uzun bir bağla bağlar.
  • تا که روزش واکشد ز ان مرغزار ** وز چراگاه آردش در زیر بار
  • Ta ki o çayırdan, onu geri çeke ve otlaktan yine yük altına getire.
  • کاش چون اصحاب کهف این روح را ** حفظ کردی یا چو کشتی نوح را
  • Keşki Eshâb-ı Kehf gibi yahut Nuh’un gemisi gibi bu ruhu koruyaydı.
  • تا از این طوفان بیداری و هوش ** وارهیدی این ضمیر چشم و گوش‌‌
  • Da bu fikir, bu göz ve kulak; şu uyanıklık ve akıl tufanından kurtulaydı.
  • ای بسی اصحاب کهف اندر جهان ** پهلوی تو پیش تو هست این زمان‌‌ 405
  • Dünyada nice Eshab-ı Kehf vardır ki bu zamanda senin yanı başında ve önündedir.
  • غار با او یار با او در سرود ** مهر بر چشم است و بر گوشت چه سود
  • Mağara da, dost da onunla terennüm etmektir. Ne fayda, senin gözünde ve kulağında mühür var?
  • قصه‌‌ی دیدن خلیفه لیلی را
  • Halifenin Leylâ’yı görmesi
  • گفت لیلی را خلیفه کان توی ** کز تو مجنون شد پریشان و غوی‌‌
  • Halife, Leylâ’ya dedi ki: ”Sen o musun ki Mecnun, senin aşkından perişan oldu ve kendini kaybetti.
  • از دگر خوبان تو افزون نیستی ** گفت خامش چون تو مجنون نیستی‌‌
  • Sen başka güzellerden güzel değilsin. ” Leyla, “Sus, çünkü sen Mecnun değilsin” diye cevap verdi.