English    Türkçe    فارسی   

2
1184-1193

  • همچو مریم جان از آن آسیب جیب ** حامله شد از مسیح دل فریب‏
  • Meryem nasıl gönüller alan Mesih’e gebe kaldıysa can da onun gibi koynuna aldığı o inciden gebe kaldı.
  • آن مسیحی نه که بر خشک و تر است ** آن مسیحی کز مساحت برتر است‏ 1185
  • Fakat o Mesih, kuru ve yaş üstünde, yeryüzünde seyahat eden Mesih değildir. O Mesih’in şanı seyahatten yücedir.
  • پس ز جان جان چو حامل گشت جان ** از چنین جانی شود حامل جهان‏
  • Can, canlar canından gebe kaldı ya. İşte cihan, böyle candan gebe kalır.
  • پس جهان زاید جهان دیگری ** این حشر را وا نماید محشری‏
  • Cihan da başka bir cihan doğurur. Bu mahşer de başka bir mahşer gösterir.
  • تا قیامت گر بگویم بشمرم ** من ز شرح این قیامت قاصرم‏
  • Kıyamete kadar söylesem, saysam bu kıyameti anlatamam.
  • این سخنها خود به معنی یا ربی است ** حرفها دام دم شیرین لبی است‏
  • Bu, sözler, mana bakımından “ Yarab” nidasına benzer. Harfler, bir tatlı dudaklının nefesini avlamağa tuzaktır.
  • چون کند تقصیر پس چون تن زند ** چون که لبیکش به یا رب می‏رسد 1190
  • Kulun “Yarab” sözüne Allah’ın “Lebbeyk” cevabı geldikten sonra, nasıl olur da “Yarab” demekte kusur eder?
  • هست لبیکی که نتوانی شنید ** لیک سر تا پای بتوانی چشید
  • Fakat bu “ lebbeyk” öyle bir “Lebbeyk” tir ki onu işitemezsin ama baştan aşağıya kadar bütün vücudunla tadabilirsin.
  • کلوخ انداختن تشنه از سر دیوار در جوی آب
  • Susuz birisinin duvarın üstünden ırmağa taş, topaç atması
  • بر لب جو بود دیواری بلند ** بر سر دیوار تشنه‏ی دردمند
  • Bir ırmak kıyısında yüksek bir duvar vardı. Duvarın üstünde dertli bir susuz duruyordu.
  • مانعش از آب آن دیوار بود ** از پی آب او چو ماهی زار بود
  • Suya erişmesine o duvar mâniydi. Susuz adam, âdeta su için balık gibi çırpınmaktaydı.