English    Türkçe    فارسی   

2
176-185

  • آن عیان نسبت به ایشان فکرت است ** ور نه خود نسبت به دوران رویت است‏
  • O apaçık anlayış, onlara nispetle düşünüştür. Yoksa haddi zatında, bu sırdan uzakta kalanlara göre görüşün ta kendisidir.
  • فکرت از ماضی و مستقبل بود ** چون از این دو رست مشکل حل شود
  • Düşünüş; geçmişe, geleceğe dairdir. Bu ikisinden de kurtulunca müşkül hal olur
  • روح از انگور می را دیده است ** روح از معدوم شی را دیده است‏
  • “Ruh üzümden şarabı, yoktan varı görür”
  • دیده چون بی‏کیف هر با کیف را ** دیده پیش از کان صحیح و زیف را
  • Onlar da keyfiyete düşecek olan her şeyi keyfiyetsiz görmüşler, madenden önce sağlamla kalpı fark etmişlerdir.
  • پیشتر از خلقت انگورها ** خورده می‏ها و نموده شورها 180
  • Üzüm yaratılmadan önce şaraplar içmişler, muhabbet sarhoşu olmuşlardır.
  • در تموز گرم می‏بینند دی ** در شعاع شمس می‏بینند فی‏
  • Onlar, sıcak temmuz ayında kışı, güneşin ziyasında gölgeyi görür.
  • در دل انگور می را دیده‏اند ** در فنای محض شی را دیده‏اند
  • Üzümün gönlünde şarabı, tamam yoklukta bütün varlığı müşahede ederler.
  • آسمان در دور ایشان جرعه نوش ** آفتاب از جودشان زربفت‌پوش‏
  • Gök, onların işret meclislerinde ancak bir yudumcuk içer. Güneş, ancak onların cömertliğiyle bu sırmalı libası giyer.
  • چون از ایشان مجتمع بینی دو یار ** هم یکی باشند و هم ششصد هزار
  • Onlardan iki dostu bir arada gördün mü bil ki onlar hem birdir, hem altı yüz bin!
  • بر مثال موجها اعدادشان ** در عدد آورده باشد بادشان‏ 185
  • Onların sayıları dalgalar gibidir. Onlar rüzgâr, zahiren çoğaltır.