English    Türkçe    فارسی   

2
3514-3523

  • بر قرین خویش مفزا در صفت ** کان فراق آرد یقین در عاقبت‏
  • Yoldaşına pek yüklenme, çok söz söyleme, onu pek övme, çünkü bu, nihayet ayrılığa sebep olur.
  • نطق موسی بد بر اندازه و لیک ** هم فزون آمد ز گفت یار نیک‏ 3515
  • Musa’nın sözü, kendince haddindeydi ama o iyi dosta fazla geldi.
  • آن فزونی با خضر آمد شقاق ** گفت رو تو مکثری هذا فراق‏
  • O fazlalık da Hızır’la arasının açılmasına sebep oldu. Musa’ya “Haydi, git... Sen çok söylüyorsun... Gayri ayrılık geldi, çattı!
  • موسیا بسیار گویی دور شو ** ور نه با من گنگ باش و کور شو
  • Musa, sen ne fazla konuşuyorsun, git, uzaklaş... Yahut da benimle olunca kör dilsiz kesil.
  • ور نرفتی وز ستیزه شسته‏ای ** تو به معنی رفته‏ای بگسسته‏ای‏
  • Yok... Eğer gitmez, inadına oturursan hakikatte de bence gitmiş, benden ayrılmış sayılırsın” dedi.
  • چون حدث کردی تو ناگه در نماز ** گویدت سوی طهارت رو به تاز
  • Meselâ namazda ansızın yellensen, biriside sana git yeniden aptes al dese,
  • ور نرفتی خشک جنبان می‏شوی ** خود نمازت رفت بنشین ای غوی‏ 3520
  • Gitmez, orada kakılır kalır namaz kılmaya devam edersen istediğin kadar eğil bükül, yat kalk.. be şaşkın, zaten namazın gitti!
  • رو بر آنها که هم جفت تواند ** عاشقان و تشنه‏ی گفت تواند
  • Yürü, seninle eş olanların, sözünü sohbetini susamışçasına sevenlerin yanına var.
  • پاسبان بر خوابناکان بر فزود ** ماهیان را پاسبان حاجت نبود
  • Bekçi, uyuyanlara göredir. Balıkların bekçiye ne ihtiyacı var?
  • جامه پوشان را نظر بر گازر است ** جان عریان را تجلی زیور است‏
  • Çamaşırcıya elbise giyenler muhtaçtır. Çırçıplak canın ziyneti Allah tecellisidir.