English    Türkçe    فارسی   

2
849-858

  • بی‏تامل او سخن گفتی چنان ** کز پس پانصد تامل دیگران‏
  • Köle, düşünmeden öyle söz söylemekteydi ki başkaları beş yüz defa düşünür de ancak öyle bir söz söyleyebilir.
  • گفتی اندر باطنش دریاستی ** جمله دریا گوهر گویاستی‏ 850
  • Sanki içinde deniz var, deniz de baştanbaşa söyleyen incilerle dolu…
  • نور هر گوهر کز او تابان شدی ** حق و باطل را از او فرقان شدی‏
  • Ondan parlayan her incinin nuru, Hak ile bâtılı ayırır.
  • نور فرقان فرق کردی بهر ما ** ذره ذره حق و باطل را جدا
  • Kuran’ın nuru da Hak ile bâtılı zerre, zerre fark eder, bize gösterir.
  • نور گوهر نور چشم ما شدی ** هم سؤال و هم جواب از ما بدی‏
  • O incinin nuru, gözümüzün nuru olsaydı suali de biz sorardık, cevabı da biz verirdik.
  • چشم کژ کردی دو دیدی قرص ماه ** چون سؤال است این نظر در اشتباه‏
  • Gözünü eğrilttin de onun için ayı iki gördün. İşte bu bakış, şüpheye düşüp sual sormaya benzer.
  • راست گردان چشم را در ماهتاب ** تا یکی بینی تو مه را نک جواب‏ 855
  • Gözünü doğrult da aya öyle bak ki tek göresin. İşte cevabı da bu!
  • فکرتت که کژ مبین نیکو نگر ** هست آن فکرت شعاع آن گهر
  • Düşünceni doğrult, iyi bak. Çünkü düşünce de o incinin pırıltılarındandır.
  • هر جوابی کان ز گوش آید به دل ** چشم گفت از من شنو آن را بهل‏
  • Kulaktan gönle doğan her cevaba göz; onu bırak, cevabı benden duy der.
  • گوش دلاله ست و چشم اهل وصال ** چشم صاحب حال و گوش اصحاب قال‏
  • Kulak vasıtadır, vuslata erense göz; Göz hâl sahibidir, kulaksa dedikoduda!