English    Türkçe    فارسی   

3
1030-1039

  • تا به بغداد آمد آن هنگامه‌جو ** تا نهد هنگامه‌ای بر چارسو 1030
  • Bağdat’a kadar geldi. o maceracı adam, çarşıda bir hengâmedir koparmak için,
  • بر لب شط مرد هنگامه نهاد ** غلغله در شهر بغداد اوفتاد
  • Yılanı Şat kıyısına koydu. Bağdat şehrinde bir gürültüdür koptu,
  • مارگیری اژدها آورده است ** بوالعجب نادر شکاری کرده است
  • “Bir yılancı ejderha getirmiş, acayip görülmemiş mefret bir şey. Nasıl da avlamış?” diye,
  • جمع آمد صد هزاران خام‌ریش ** صید او گشته چو او از ابلهیش
  • Yüz binlerce ahmak adam toplandı, ahmaklıklarından onlar da yılancı gibi yılana avlandılar.
  • منتظر ایشان و هم او منتظر ** تا که جمع آیند خلق منتشر
  • Onlar, yılanı görmek için bekleşiyorlardı. O da etraftaki halk tamamıyla toplansın diye bekliyordu.
  • مردم هنگامه افزون‌تر شود ** کدیه و توزیع نیکوتر رود 1035
  • Halk, iyice toplansın da elime geçecek para çok olsun diyordu.
  • جمع آمد صد هزاران ژاژخا ** حلقه کرده پشت پا بر پشت پا
  • Yüz binlerce herzevekil toplandı, halka oldular. Bir ayak, bin ayaküstüne geldi!
  • مرد را از زن خبر نه ز ازدحام ** رفته درهم چون قیامت خاص و عام
  • Kalabalıktan erkeğin kadından haberi yoktu. Halkla ileri gelenler birbirlerine girmiş âdeta kıyametten bir alâmet olmuştu.
  • چون همی حراقه جنبانید او ** می‌کشیدند اهل هنگامه گلو
  • Yılancı, yılanın üstündeki kilimi kımıldattıkça halk, parmaklarının ucuna basıp boyunlarını uzatıyordu.
  • و اژدها کز زمهریر افسرده بود ** زیر صد گونه پلاس و پرده بود
  • Ejderha, zemheriden donmuştu. Yüzlerce kilimin, kebenin altındaydı.