English    Türkçe    فارسی   

3
1560-1569

  • بر سر دیوار عالی گر روی ** گر دو گز عرضش بود کژ می‌شوی 1560
  • Fakat yüksek bir duvarın üstünde gitsen yolun genişliği iki arşın olsa yine eğri büğrü gidersin.
  • بلک می‌افتی ز لرزه‌ی دل به وهم ** ترس وهمی را نکو بنگر بفهم
  • Hatta gönlüne düşen vehim yüzünden belki de düşersin. Vehimden gelen korkuya iyice dikkat et de vehimin kötülüğünü anla.
  • رنجور شدن اوستاد به وهم
  • Hocanın vehimle hastalanması
  • گشت استا سست از وهم و ز بیم ** بر جهید و می‌کشانید او گلیم
  • Hoca vehimden korkudan hastalandı. Yerinden sıçrayıp kalktı, kilimini başına örttü.
  • خشمگین با زن که مهر اوست سست ** من بدین حالم نپرسید و نجست
  • “Zaten sevgisi az, ben bu halde, olduğum halde halimi sormadı bile.
  • خود مرا آگه نکرد از رنگ من ** قصد دارد تا رهد از ننگ من
  • Rengimin solukluğunu, benzimin uçukluğunu haber bile vermedi. Bana kastediyor, benden kurtulmaya yol arıyor.
  • او به حسن و جلوه‌ی خود مست گشت ** بی‌خبر کز بام افتادم چو طشت 1565
  • Kendi güzelliğinden kendi cilvesinden kendisi sarhoş olmuş. Benimse haberim bile yok… Hâlbuki leğenim, damdan düşmüş, rüsvay olmuş gitmişim” diye karısına kızgın bir halde,
  • آمد و در را بتندی وا گشاد ** کودکان اندر پی آن اوستاد
  • Evine gelip kapıyı şiddetle açtı. Çocuklarda hocanın ardından geliyordu.
  • گفت زن خیرست چون زود آمدی ** که مبادا ذات نیکت را بدی
  • Karısı, “Hayır ola, erken geldin. Allah esirgesin, başına kötü bir şey gelmesin de” dedi.
  • گفت کوری رنگ و حال من ببین ** از غمم بیگانگان اندر حنین
  • Hoca dedi ki. “Kör müsün sen? Bir benzime, bir halime baksana. Yabancıların bile derdimle dertleniyor, feryada geliyor.
  • تو درون خانه از بغض و نفاق ** می‌نبینی حال من در احتراق
  • Sen evimin içinde olduğun halde bana düşmanlığından, bana karşı münafıklıkta bulunduğundan yanıp yakıldığımı, görmüyorsun bile”