English    Türkçe    فارسی   

3
2180-2189

  • هم شب و هم ابر و هم موج عظیم ** این سه تاریکی و از غرقاب بیم 2180
  • Hem gece, hem bulutlu bir hava, hem de dalga. Bu üç karanlık bir yandan, batma korkusu bir yandan…
  • تند بادی همچو عزرائیل خاست ** موجها آشوفت اندر چپ و راست
  • Fırtına Azrail gibi saldırıyor, dalgalar sağdan soldan hücum edip duruyordu.
  • اهل کشتی از مهابت کاسته ** نعره وا ویلها برخاسته
  • Gemidekiler, korkudan canlarından olmuşlar gibi feryatlarını göklere çıkarıyorlardı.
  • دستها در نوحه بر سر می‌زدند ** کافر و ملحد همه مخلص شدند
  • Bağrışıp çağrışıyorlar, başlarını dövüyorlardı. Kâfir ve mülhit… Hepsi de imana gelmişti.
  • با خدا با صد تضرع آن زمان ** عهدها و نذرها کرده بجان
  • Yüzlerce niyazlarda bulunarak candan ahitler ediyorlar, adaklar adıyorlardı.
  • سر برهنه در سجود آنها که هیچ ** رویشان قبله ندید از پیچ پیچ 2185
  • Karmakarışık işlere dalmış, yüzleri bir an olsun kıbleye dönmemiş olanlar bile baş açık secdeye kapanmışlardı.
  • گفته که بی‌فایده‌ست این بندگی ** آن زمان دیده در آن صد زندگی
  • Hâlbuki evvelce onlar, bu kulluğun faydası yok diyorlardı. Fakat o anda kullukta yüzlerce hayat görüyorlardı.
  • از همه اومید ببریده تمام ** دوستان و خال و عم بابا و مام
  • Dostlardan, dayıdan, amcadan, babadan, anadan, herkesten ümitlerini kesmişlerdi.
  • زاهد و فاسق شد آن دم متقی ** همچو در هنگام جان کندن شقی
  • Kötü kişinin can verirken Allah’tan korkması gibi zahit de Allah’tan korkuyordu, fâsik da!
  • نه ز چپشان چاره بود و نه ز راست ** حیله‌ها چون مرد هنگام دعاست
  • Ne sollarından bir ümit vardı, ne sağlarından. Hileler öldü, bitti mi dua zamanı gelir!