English    Türkçe    فارسی   

3
2216-2225

  • حرمت آن که دعا آموختی ** در چنین ظلمت چراغ افروختی
  • Bize duada bulunmak için müsaade etmen, dua öğretmen, böyle bir karanlığı aydınlatman hürmetine sen bunlara acı.
  • همچنین می‌رفت بر لفظش دعا ** آن زمان چون مادران با وفا
  • İhtiyarsız bir surette şefkatli analar gibi dua edip duruyor.
  • اشک می‌رفت از دو چشمش و آن دعا ** بی خود از وی می بر آمد بر سما
  • Gözlerinden yaşlar akıyordu. Kendisinde olmaksızın ettiği dua, gökyüzüne yüceltmekteydi.
  • آن دعای بی خودان خود دیگرست ** آن دعا زو نیست گفت داورست
  • O ihtiyarsız dua, yok mu? Bambaşka bir şeydir. O da, adamın kendisinden değildir, Allah’tandır. Allah ilhamıdır.
  • آن دعا حق می‌کند چون او فناست ** آن دعا و آن اجابت از خداست 2220
  • O esnada insan, yok olur, o duada bulunan Allah’tır; dua da Allah’tandır, icabette.
  • واسطه‌ی مخلوق نه اندر میان ** بی‌خبر زان لابه کردن جسم و جان
  • Arada vasıta olarak mahlûk yoktur. O niyazdan cismin de haberi yoktur, canın da.
  • بندگان حق رحیم و بردبار ** خوی حق دارند در اصلاح کار
  • Lütuf ve merhamet sahibi olan Allah kulları, işleri düzeltmekte Allah huyuna sahiptirler.
  • مهربان بی‌رشوتان یاری‌گران ** در مقام سخت و در روز گران
  • Onlar, şiddet zamanı, sıkıntı vakti, rüşvet almaksızın mahlûkata acırlar yardımda bulunurlar.
  • هین بجو این قوم را ای مبتلا ** هین غنیمت دارشان پیش از بلا
  • Ey belâlara uğramış adam, kendine gel de bunları ara… Kendine gel de belâ vaktinde onların duasını ganimet bil!
  • رست کشتی از دم آن پهلوان ** واهل کشتی را بجهد خود گمان 2225
  • O Allah erinin duasıyla gemi kurtuldu. Gemidekilerse kendi gayretleriyle,