English    Türkçe    فارسی   

3
2911-2920

  • سنگ را گویی که زر شو بیهده‌ست ** مس را گویی که زر شو راه هست
  • Taşa altın ol demek beyhudedir ama bakıra altın ol dersen yeri var; bakır pekâlâ altın olabilir.
  • ریگ را گویی که گل شو عاجزست ** خاک را گویی که گل شو جایزست
  • Kuma toprak ol dersen âcizdir, toprak olamaz. Fakat toprağa balçık ol desen bu söz yerindedir, toprak, balçık olabilir.
  • رنجها دادست کان را چاره نیست ** آن بمثل لنگی و فطس و عمیست
  • Allah, insana topallık, yassı, burunluluk, körlük gibi çaresiz illetler vermiştir ama,
  • رنجها دادست کان را چاره هست ** آن بمثل لقوه و درد سرست
  • Ağız, yüz çarpıklığı, yahut baş ağrısı gibi bazı illetler de vermiştir ki bunlara çare vardır.
  • این دواها ساخت بهر ایتلاف ** نیست این درد و دواها از گزاف 2915
  • Allah bu ilâçları, insanlara iyilik vermek için yarattı. Dertler, devalar saçma değil ya!
  • بلک اغلب رنجها را چاره هست ** چون بجد جویی بیاید آن بدست
  • Hatta dertlerin çoğunun devası, çaresi vardır. Adamakıllı aradın, üstüne düştün mü ele geçer!”
  • مکرر کردن کافران حجتهای جبریانه را
  • Kâfirlerin tekrar Cebrîce deliller getirmeleri
  • قوم گفتند ای گروه این رنج ما ** نیست زان رنجی که بپذیرد دوا
  • Onlarsa “Bu, bizim derdimiz, deva kabul eder dert değil.
  • سالها گفتید زین افسون و پند ** سخت‌تر می‌گشت زان هر لحظه بند
  • Siz yıllarca öğütler verdiniz, afsunlar okudunuz. Bizim de her lâhza derdimiz arttı, bağımız kuvvetlendi.
  • گر دوا را این مرض قابل بدی ** آخر از وی ذره‌ای زایل شدی
  • Eğer bu hastalık, iyileşecek bir hastalık olsaydı nihayet bir zerresi olsun geçerdi.
  • سده چون شد آب ناید در جگر ** گر خورد دریا رود جایی دگر 2920
  • İnsan susuzluk hastalığına uğrarsa içtiği su, ciğere gitmez… Denizi içse başka bir yere gider.