English    Türkçe    فارسی   

3
3542-3551

  • ظالم از ظلم طبیعت باز رست ** مرد زندانی ز فکر حبس جست
  • Zalim, zulüm tabiatından kurtuluyor, zindandaki mahpus, hapse düştüğünü, hapiste bulunduğunu unutuyor.
  • این زمین و آسمان بس فراخ ** سخت تنگ آمد به هنگام مناخ
  • Pek geniş olan bu yer, bu gök devenin çökeceği zaman pek daralmakta.
  • جسم بند آمد فراخ وسخت تنگ ** خنده‌ی او گریه فخرش جمله ننگ
  • Bu dünyanın genişliği, bir gözbağı… Oysaki pek dar. Gülmesi ağlamaktan ibaret, övünmesi ardan, ayıptan başka bir şey değil.
  • تشبیه دنیا کی بظاهر فراخست و بمعنی تنگ و تشبیه خواب کی خلاص است ازین تنگی
  • Dünya, görünüşte geniş, hakikatte dardır, uyku da bu darlıktan kurtulmaya benzer
  • همچو گرمابه که تفسیده بود ** تنگ آیی جانت پخسیده شود 3545
  • Hamam kızıştı, ısındı mı daralırsın, için sıkılır.
  • گرچه گرمابه عریضست و طویل ** زان تبش تنگ آیدت جان و کلیل
  • Oysaki hamam geniştir, uzundur. O hararetten sana dar gelir, ruhun sıkılır, usanırsın.
  • تا برون نایی بنگشاید دلت ** پس چه سود آمد فراخی منزلت
  • Dışarı çıkmadıkça gönlün açılmaz peki… Mekânın genişmiş ne fayda?
  • یا که کفش تنگ پوشی ای غوی ** در بیابان فراخی می‌روی
  • Yahut da meselâ dar bir ayakkabı giyersin de geniş bir ovada yürürsün.
  • آن فراخی بیابان تنگ گشت ** بر تو زندان آمد آن صحرا و دشت
  • Fakat o geniş ova, sana öyle daralır ki… o ova o sahra sana âdeta zindan kesilir.
  • هر که دید او مر ترا از دور گفت ** کو در آن صحرا چو لاله تر شکفت 3550
  • Seni uzaktan gören ovada bir lâle gibi açılmış der.
  • او نداند که تو همچون ظالمان ** از برون در گلشنی جان در فغان
  • Bilmez ki sen, zalimler gibi görünüşte gül bahçesindesin, fakat ruhun, feryat edip duruyor!