English    Türkçe    فارسی   

3
3580-3589

  • بل عقول ماست سایه‌های او ** می‌فتد چون سایه‌ها در پای او 3580
  • Hatta akıllarımız bile onun gölgesidir: akıllarımız bile gölgeler gibi onun ayağına düşer.
  • مجتهد هر گه که باشد نص‌شناس ** اندر آن صورت نیندیشد قیاس
  • Müctehit, nassı görür, tanırsa herhangi bir hükümde artık kıyası düşünmez ki.
  • چون نیابد نص اندر صورتی ** از قیاس آنجا نماید عبرتی
  • Fakat bir şeyde nas yoksa orada kıyasa girişir, kıyastan ibret alır, kıyasla hüküm verir.
  • تشبیه نص با قیاس
  • Nasla kıyası benzetiş
  • نص وحی روح قدسی دان یقین ** وان قیاس عقل جزوی تحت این
  • Nassı Ruhulkudüs’ün vahyi bil, Aklı cüz’inin kıyası, bundan aşağıdır.
  • عقل از جان گشت با ادراک و فر ** روح او را کی شود زیر نظر
  • Akıl, canla idrak sahibi olmuş, canla aydınlanmıştır. Ruh, nasıl olur da aklın tasarrufuna girer?
  • لیک جان در عقل تاثیری کند ** زان اثر آن عقل تدبیری کند 3585
  • Fakat ruh, akla tesir eder de akıl, o tesir altında tedbire girişir.
  • نوح‌وار ار صدقی زد در تو روح ** کو یم و کشتی و کو طوفان نوح
  • Ruh, Nuh’u tasdik ettiği gibi seni de tasdik etti, senin emrine de tabi olduysa nerede deniz, nerede gemi, nerede Nuh tufanı?
  • عقل اثر را روح پندارد ولیک ** نور خور از قرص خور دورست نیک
  • Akıl, eseri ruh sanır ama güneşin nuru güneşin cirminden büsbütün ayrıdır.
  • زان به قرصی سالکی خرسند شد ** تا ز نورش سوی قرص افکند شد
  • O yüzden salik, ruhun nurundan aslına ulaşmak için bir lokma ekmeğe kanaat etti.
  • زانک این نوری که اندر سافل است ** نیست دایم روز و شب او آفل است
  • Çünkü aşağılara vuran nur, gece gündüz daimî değildir ki… Geçer gider.