English    Türkçe    فارسی   

3
3587-3596

  • عقل اثر را روح پندارد ولیک ** نور خور از قرص خور دورست نیک
  • Akıl, eseri ruh sanır ama güneşin nuru güneşin cirminden büsbütün ayrıdır.
  • زان به قرصی سالکی خرسند شد ** تا ز نورش سوی قرص افکند شد
  • O yüzden salik, ruhun nurundan aslına ulaşmak için bir lokma ekmeğe kanaat etti.
  • زانک این نوری که اندر سافل است ** نیست دایم روز و شب او آفل است
  • Çünkü aşağılara vuran nur, gece gündüz daimî değildir ki… Geçer gider.
  • وانک اندر قرص دارد باش و جا ** غرقه‌ی آن نور باشد دایما 3590
  • Fakat nurun aslına ulaşıp orada yurt edinen kişi, daima o nura gark olmuştur.
  • نه سحابش ره زند خود نه غروب ** وا رهید او از فراق سینه کوب
  • Ne bulut yolunu keser, ne nuru gurub eder. O, artık ayrılıktan kurtulmuş, güzelleşmiştir.
  • این‌چنین کس اصلش از افلاک بود ** یا مبدل گشت گر از خاک بود
  • Bu makama eren kişinin aslı, ya göklerdendir. Yahut topraktır da topraklıktan tamamıyla çıkmıştır.
  • زانک خاکی را نباشد تاب آن ** که زند بر وی شعاعش جاودان
  • Çünkü bu güneşin şuaı daimî olarak dursa toprağa mensup olan tahammül edemez ki…
  • گر زند بر خاک دایم تاب خور ** آنچنان سوزد که ناید زو ثمر
  • Güneşin ziyası daima toprağa vurup dursa toprağı öyle bir yakar ki yeryüzünde hiçbir verim kalmaz, hiçbir meyve bitmez.
  • دایم اندر آب کار ماهی است ** مار را با او کجا همراهی است 3595
  • Daima suda kalmak balığın harcıdır. Yılan, nereden balıkla yoldaşlık edebilecek?
  • لیک در که مارهای پر فن‌اند ** اندرین یم ماهییها می‌کنند
  • Fakat dağlarda öyle düzenbaz yılanlar vardır ki bu denizde balıklık etmeye kalkışırlar.