English    Türkçe    فارسی   

3
3647-3656

  • ور بگویی من چه دانم نوح را ** همچو اویی داند او را ای فتی
  • Fakat desen ki: “Ben Nuh’u ne bileyim? A yiğit, onu onun gibi bir er bilir.
  • مور لنگم من چه دانم فیل را ** پشه‌ای کی داند اسرافیل را
  • Ben topal bir karıncayım, fili ne bileyim? Bir sivrisinek, İsrafil’i nereden bilecek?
  • این سخن هم راستست از روی آن ** که بماهیت ندانیش ای فلان
  • Bu söz de doğru… Çünkü mahiyet bakımından Nuh’u bilmezsin ki.
  • عجز از ادراک ماهیت عمو ** حالت عامه بود مطلق مگو 3650
  • Mahiyetleri anlamaktan âciz olmak, halkın halidir ama bu sözü istisnasız söyleme.
  • زانک ماهیات و سر سر آن ** پیش چشم کاملان باشد عیان
  • Çünkü mahiyetlerle onların sırrının sırrı, kâmillerin gözü önünde apaçıktır.
  • در وجود از سر حق و ذات او ** دورتر از فهم و استبصار کو
  • Varlık âleminde Allah’ın sırrından Allah’ın zatından daha ziyade anlayıştan uzak ve bir görüşe sığmaz ne var?
  • چونک آن مخفی نماند از محرمان ** ذات و وصفی چیست کان ماند نهان
  • O bile mahremlerden gizli kalmazsa artık bir şeyin mahiyeti bir şeyin vasfı nedir ki gizli kalsın?
  • عقل بحثی گوید این دورست و گو ** بی ز تاویل محالی کم شنو
  • Akıl, bir bahiste bu olmayacak şey, akıldan uzak tevile sığmaz, olmayacak şeyi dinleme der.
  • قطب گوید مر ترا ای سست‌حال ** آنچ فوق حال تست آید محال 3655
  • Kutup da, sana der ki “A düşkün, anlayışından üstün gördüğün şeylere olmayacak şey diyorsun.
  • واقعاتی که کنونت بر گشود ** نه که اول هم محالت می‌نمود
  • Şimdi sana keşf olan vakalar da sana evvelce olmayacak şeyler görünmüyor muydu?