English    Türkçe    فارسی   

3
4115-4124

  • مال و تن برف‌اند ریزان فنا ** حق خریدارش که الله اشتری 4115
  • Malla beden, hemencecik eriyip giden kardır. Fakat satılığa çıkarılınca onların alıcısı Allah’tır.
  • برفها زان از ثمن اولیستت ** که هیی در شک یقینی نیستت
  • Bu kar, sana neden paradan daha iyi geliyor, bilir misin? Şüphedesin, yakinin yok da ondan.
  • وین عجب ظنست در تو ای مهین ** که نمی‌پرد به بستان یقین
  • Behey aşağılık adam, bu sendeki zan, ne acayip zan ki yakin bahçesinde hiç uçmuyor.
  • هر گمان تشنه‌ی یقینست ای پسر ** می‌زند اندر تزاید بال و پر
  • Oğul, her şüphe, yakına susamıştır. Şüphe arttıkça yakına ulaşmak için daha ziyade çırpınır, kol kanat açar, uçmaya çalışır...
  • چون رسد در علم پس پر پا شود ** مر یقین را علم او بویا شود
  • İlim mertebesine ulaştı mı kanadı ayak kesilir, gayri uçmaya ihtiyacı kalmaz. Çünkü bilgisi yakın kokusunu almaya başlamıştır.
  • زانک هست اندر طریق مفتتن ** علم کمتر از یقین و فوق ظن 4120
  • Çünkü bu sınanmış yolda ilim yakından aşağıdır, şüphe yukarı.
  • علم جویای یقین باشد بدان ** و آن یقین جویای دیدست و عیان
  • Bil ki ilim, yakını arar. Yakin de apaçık görüşü…
  • اندر الهیکم بجو این را کنون ** از پس کلا پس لو تعلمون
  • Elhâkümü suresinde “Kellâ lev ta’lemune” den sonrasını oku da bunu ara, bul, anla.
  • می‌کشد دانش ببینش ای علیم ** گر یقین گشتی ببینندی جحیم
  • Ey bilgi sahibi, bilgi insanı görüşe götürür. Dünyadakiler yakin sahibi olsalardı cehennemi gözleriyle görürlerdi.
  • دید زاید از یقین بی امتهال ** آنچنانک از ظن می‌زاید خیال
  • Görüş, şüphe yok ki yakinden doğar; nitekim hayal de zandan doğmaktadır.