English    Türkçe    فارسی   

3
468-477

  • اعتمادش بر ثبات خویش بود ** گرچه که بد نیم سیلش در ربود
  • Kendi sebatına itimadı vardı, bir dağdı ama yarım bir sel, onu kapıp götürdü.
  • چون قضا بیرون کند از چرخ سر ** عاقلان گردند جمله کور و کر
  • Kaza ve kader, felekten baş çıkardı mı akıllıların hepsi kör ve sağır olur…
  • ماهیان افتند از دریا برون ** دام گیرد مرغ پران را زبون 470
  • Balıklar, kendilerini denizden dışarıya atarlar. Tuzak, uçan kuşu zebun eder.
  • تا پری و دیو در شیشه شود ** بلک هاروتی به بابل در رود
  • Peri ve şeytan, şişe içine girer. Hattâ Bâbil Harut’unu bile kaza ve kader kapar, avlar.
  • جز کسی کاندر قضا اندر گریخت ** خون او را هیچ تربیعی نریخت
  • Ancak kaza ve kaderden yine kaza ve kadere kaçan kişi kurtulur. Hiçbir tedbir onun kanını dökemez.
  • غیر آن که در گریزی در قضا ** هیچ حیله ندهدت از وی رها
  • Allah’ın kaza ve kaderinden yine Allah’ın kaza ve kaderine kaçan, kişiden başka hiçbir kimseyi, hiçbir hile, kaza ve kaderden kurtaramaz.
  • قصه‌ی اهل ضروان و حیلت کردن ایشان تا بی زحمت درویشان باغها را قطاف کنند
  • Darvan’lılar ve onların yoksullara bir şey vermeden bahçelerden meyva devşirmek için hileye sapmaları
  • قصه‌ی اصحاب ضروان خوانده‌ای ** پس چرا در حیله‌جویی مانده‌ای
  • Darvan’lıların hikâyesini okumadın mı? Okuduysan niçin hileye sapmakta ısrar edip duruyorsun?
  • حیله می‌کردند کزدم‌نیش چند ** که برند از روزی درویش چند 475
  • Birkaç akrep iğneli kişi, birkaç yoksulun rızkını çarpmak için hileye, düzene giriştiler.
  • شب همه شب می‌سگالیدند مکر ** روی در رو کرده چندین عمرو و بکر
  • Gece vakti, sabaha kadar birkaç, Amır’la Bekir, yüz yüze verip hile düşündüler.
  • خفیه می‌گفتند سرها آن بدان ** تا نباید که خدا در یابد آن
  • Sırlarını, Allah anlamasın diye gizli söylüyorlardı.