English    Türkçe    فارسی   

3
900-909

  • که زن عمران به عمران در خزید ** تا که شد استاره‌ی موسی پدید 900
  • Karısı gebe kalınca gökte Musa’nın yıldızının belirdiğini anlatsın.
  • هر پیمبر که در آید در رحم ** نجم او بر چرخ گردد منتجم
  • Her peygamber, ana rahmine düşünce yıldızı da gökte zuhur eder, parlamaya başlar.
  • پیدا شدن استاره‌ی موسی علیه السلام بر آسمان و غریو منجمان در میدان
  • Gökte Musa aleyhisselâm’ın yıldızının belirmesi ve meydanda müneccimlerin feryadı
  • بر فلک پیدا شد آن استاره‌اش ** کوری فرعون و مکر و چاره‌اش
  • Kör Firavunun hilelerine, tedbirlerine rağmen gökyüzünde Musa’nın yıldızı belirdi.
  • روز شد گفتش که ای عمران برو ** واقف آن غلغل و آن بانگ شو
  • Sabah olunca İmran’a “Git de o gürültünün, o patırtının ne olduğunu anla” dedi.
  • راند عمران جانب میدان و گفت ** این چه غلغل بود شاهنشه نخفت
  • İmran, meydana koşup “Bu ne gürültüydü? Padişahlar padişahı uyuyamadı” deyince,
  • هر منجم سر برهنه جامه‌پاک ** همچو اصحاب عزا بوسیده خاک 905
  • Her müneccim, yaslılar gibi başı açık, yeni yakası yırtık bir halde toprağı öptü.
  • همچو اصحاب عزا آوازشان ** بد گرفته از فغان و سازشان
  • Yaslılar gibi sesleri ses veriyor, feryatları ortalığı dolduruyordu.
  • ریش و مو بر کنده رو بدریدگان ** خاک بر سر کرده خون‌پر دیدگان
  • Saçlarını, sakallarını yolup, yüzlerine vuruyorlar, gözleri kanlı yaşlarla doluyordu.
  • گفت خیرست این چه آشوبست و حال ** بد نشانی می‌دهد منحوس سال
  • İmran “Hayrola. Bu ne feryat, bu ne hâl? Bu yomsuz yıl, kötü alâmetler mi gösteriyor yoksa?” dedi.
  • عذر آوردند و گفتند ای امیر ** کرد ما را دست تقدیرش اسیر
  • Özürler serdederek dediler ki: “Emîr Allah’ın kaza ve kaderi bizi esir etti.