English    Türkçe    فارسی   

3
942-951

  • مر زنان را خلعت و صلت دهد ** کودکان را هم کلاه زر نهد
  • Padişah, kadınlara elbise verecek, ihsanlar edecek. Çocukların başlarına da altın külâhlar koyacak.
  • هر که او این ماه زاییدست هین ** گنجها گیرید از شاه مکین
  • Padişah diyor ki “Hele bu ay doğanlar yok mu, bilhassa onlar ihsanıma, hazinelerime ulaşacaklar” diye bağırdılar.
  • آن زنان با طفلکان بیرون شدند ** شادمان تا خیمه‌ی شه آمدند
  • Kadınlar, sevindiler, çocuklarıyla çıktılar, padişahın otağına kadar gittiler.
  • هر زن نوزاده بیرون شد ز شهر ** سوی میدان غافل از دستان و قهر 945
  • Yeni doğurmuş olan her kadın, hileden, kahırdan emin bir halde şehirden çıkıp meydana yöneldi.
  • چون زنان جمله بدو گرد آمدند ** هرچه بود آن نر ز مادر بستدند
  • Kadınların hepsi toplanınca erkek çocukları analarının kucaklarından aldılar.
  • سر بریدندش که اینست احتیاط ** تا نروید خصم و نفزاید خباط
  • Düşman doğmasına, felâket artmasın diye güya ihtiyata riayet ederek başlarını kestiler.
  • بوجود آمدن موسی و آمدن عوانان به خانه‌ی عمران و وحی آمدن به مادر موسی کی موسی را در آتش انداز
  • Musa’nın vücuda gelmesi, memurların İmran’ın evine gelmeleri, Musa’nın anasına, Musa’yı ateşe at diye vahiy edilmesi
  • خود زن عمران که موسی برده بود ** دامن اندر چید از آن آشوب و دود
  • Musa’yı doğurmuş olan İmran’ın karısına gelince elini, eteğini çekmiş, o kargaşalıktan, o toz dumandan kurtulmuştu.
  • آن زنان قابله در خانه‌ها ** بهر جاسوسی فرستاد آن دغا
  • Fakat o alçak Firavun, evlere de hafiye olarak ebeler gönderdi.
  • غمز کردندش که اینجا کودکیست ** نامد او میدان که در وهم و شکیست 950
  • “Burada bir çocuk var. Anası, ürktüğü, şüphelendiği için meydana gelmedi.
  • اندرین کوچه یکی زیبا زنیست ** کودکی دارد ولیکن پرفنیست
  • Bu sokakta güzel bir kadın var, bir de çocuk doğurmuş… Fakat pek akıllı, pek tedbirli bir kadın” diye kovaladılar.