English    Türkçe    فارسی   

3
987-996

  • هر کجا لطفی ببینی از کسی ** سوی اصل لطف ره یابی عسی
  • Nerede bir kişiden lütuf görürsen o adama mukayyet ol… Belki o lütfun aslına yol bulursun, olur ya!
  • این همه خوشها ز دریاییست ژرف ** جزو را بگذار و بر کل دار طرف
  • Bütün bu hoşluklar, ulu bir denizdendir. Sen cüzü bırak da külle dön.
  • جنگهای خلق بهر خوبیست ** برگ بی برگی نشان طوبیست
  • Halkın savaşları hep güzellik içindir, hep iyilik içindir. Fakat yoksulluk azığı yok mu, asıl saadet nişanesi odur.
  • خشمهای خلق بهر آشتیست ** دام راحت دایما بی‌راحتیست 990
  • Halkın kızışları sulh içindir ama rahata ulaşma tuzağı, daima rahatsızlıktır, zahmetle rahata ulaşılır.
  • هر زدن بهر نوازش را بود ** هر گله از شکر آگه می‌کند
  • Her sille, okşamak içindir... Her şikâyet, insana şükretmeyi andırır.
  • بوی بر از جزو تا کل ای کریم ** بوی بر از ضد تا ضد ای حکیم
  • Ey kerem sahibi, cüzden kül kokusunu al… Ey hakîm, zıttan zıddı istidlâl et!
  • جنگها می آشتی آرد درست ** مار گیر از بهر یاری مار جست
  • Doğrusu savaşlar, barışa sebep olur. Yılancı da kim için yılan aradı.
  • بهر یاری مار جوید آدمی ** غم خورد بهر حریف بی‌غمی
  • İnsan, geçim için, rahatlık için yılan arar, gamdan kurtulmak için gam yiyip durur.
  • او همی‌جستی یکی ماری شگرف ** گرد کوهستان و در ایام برف 995
  • O da o karda, kışta dağları dönüp dolaşmakta, iri bir yılan arayıp durmaktaydı.
  • اژدهایی مرده دید آنجا عظیم ** که دلش از شکل او شد پر ز بیم
  • Derken bir dağda iri bir ölmüş yılan gördü. Şekli bile gönlünü dehşetle dolduruyordu.