English    Türkçe    فارسی   

4
1884-1893

  • دو درم سنگست پیه چشمتان ** نور روحش تا عنان آسمان
  • Gözünüz iki dirhemlik taş ağırlığında bir yağ parçasıdır ama ruhunun nuru göklere dek her tarafı kaplar.
  • نور بی این چشم می‌بیند به خواب ** چشم بی‌این نور چه بود جز خراب 1885
  • Nursa, bu göz olmadan da uykuda her şeyi görür... Fakat göz, bu nur olmayınca ancak harap olur gider!
  • جان ز ریش و سبلت تن فارغست ** لیک تن بی‌جان بود مردار و پست
  • Canın, tenin sakalıyla, bıyığıyla alış verişi yoktur... Fakat ten, can olmayınca murdardır, aşağıdır!
  • بارنامه‌ی روح حیوانیست این ** پیشتر رو روح انسانی ببین
  • Bu cisim, hayvani ruhun debdebesine sebeptir... Sen daha önceden git de insani ruhu gör!
  • بگذر از انسان هم و از قال و قیل ** تا لب دریای جان جبرئیل
  • İnsandan da dedikodudan da geç de Cebrail’in ruhunun dayanıp kaldığı deniz kıyısına var!
  • بعد از آنت جان احمد لب گزد ** جبرئیل از بیم تو واپس خزد
  • Ondan sonra Ahmed’in canı (esrarı faş etme sakın diye) sana karşı dudağını ısırsın... Cebrail, senden korksun, geride kalsın!
  • گوید ار آیم به قدر یک کمان ** من به سوی تو بسوزم در زمان 1890
  • Bir yay kadar ileri varır, sana doğru gelirsem derhal yanarım desin!
  • آشفتن آن غلام از نارسیدن جواب رقعه از قبل پادشاه
  • Kölenin, mektuba padişahtan cevap gelmeyişinden kızıp perişan olması
  • این بیابان خود ندارد پا و سر ** بی‌جواب نامه خستست آن پسر
  • Bu ovanın ne başı var zaten, ne sonu... o köle de mektubuna cevap gelmediğinden sıkılıp duruyor! Dostları, ayrılığını sordular;
  • کای عجب چونم نداد آن شه جواب ** با خیانت کرد رقعه‌بر ز تاب
  • Ne şaşılacak şey, padişah neden bana cevap yazmadı... Yoksa kızgınlığından mektubu götüren bir hıyanetlikte mi bulundu?
  • رقعه پنهان کرد و ننمود آن به شاه ** کو منافق بود و آبی زیر کاه
  • Mektubu mu gizledi, yoksa padişaha vermedi mi? Acaba bir münafık mıydı, saman altından su mu yürüttü?