English    Türkçe    فارسی   

4
3163-3172

  • منتهای دستها دست خداست ** بحر بی‌شک منتهای سیلهاست
  • Ellerin sonu Tanrı elidir... deniz, şüphe yok ki sellerin varıp döküldüğü son yerdir.
  • هم ازو گیرند مایه ابرها ** هم بدو باشد نهایت سیل را
  • Bulutlar da suyu denizden alır... seller akıp gider nihayet ona varır.
  • گفت شاهش کین پسر از دست رفت ** گفت اینک آمدم درمان زفت 3165
  • Padişah bu oğlan elden gitti dedi. Adam dedi ki: İşte ulu bir derman olarak geldim ya!
  • نیست همتا زال را زین ساحران ** جز من داهی رسیده زان کران
  • Bu büyücülerden hiç kimse o kocakarıya eşit olamaz... ancak ben, o yandan geldim, büyüde bilgim çoktur... onunla ben başa çıkarım!
  • چون کف موسی به امر کردگار ** نک برآرم من ز سحر او دمار
  • Musa’nın eli gibi Tanrı izniyle onun büyüsünü kökünden yıkar, mahvederim.
  • که مرا این علم آمد زان طرف ** نه ز شاگردی سحر مستخف
  • Çünkü bana bu bilgi Tanrı tarafından verildi... hor hakîr büyücülere şakirtlik ederek öğrenmedim.
  • آمدم تا بر گشایم سحر او ** تا نماند شاه‌زاده زردرو
  • Onun büyüsünü bozmak şehzadenin benzinin sarılığını gidermek için geldim ben!
  • سوی گورستان برو وقت سحور ** پهلوی دیوار هست اسپید گور 3170
  • Seher çağında mezarlığa git de orada duvarın yanında kireçle boyanmış bir ak mezar var.
  • سوی قبله باز کاو آنجای را ** تا ببینی قدرت و صنع خدا
  • Orasını kıbleye doğru kaz; Tanrının kudretine, kuvvetine bak!
  • بس درازست این حکایت تو ملول ** زبده را گویم رها کردم فضول
  • Bu hikâye pek uzundur, sen de usandın... bari fazlasını bırakayım da hulâsasını söyleyeyim.