English    Türkçe    فارسی   

4
416-425

  • هم‌چو آن یک نور خورشید سما ** صد بود نسبت بصحن خانه‌ها
  • Gökteki bir tek güneşin bir tek nuru da ev içlerine vurunca yüzlerce nur olur ya!
  • لیک یک باشد همه انوارشان ** چونک برگیری تو دیوار از میان
  • Fakat ortadan duvarları kaldırdın mı hepsinin de nuru bir olur.
  • چون نماند خانه‌ها را قاعده ** مومنان مانند نفس واحده
  • Evlerin temelleri kalmadı mı müminler bir tek insana döner, bu sır meydana çıkar.
  • فرق و اشکالات آید زین مقال ** زانک نبود مثل این باشد مثال
  • Bu sözden farklar belirir, müşküller doğar... Çünkü hakikatte buna benzemez bu iş ki; bu bir misaldir.
  • فرقها بی‌حد بود از شخص شیر ** تا به شخص آدمی‌زاد دلیر 420
  • Aslanla yiğit bir Âdemoğlu arasında sonsuz farklar vardır.
  • لیک در وقت مثال ای خوش‌نظر ** اتحاد از روی جانبازی نگر
  • Fakat ey hoş gün gören kişi misal getirildiği zaman aradaki birlik, yiğitlik ve canla başla oynama bakımındandır.
  • کان دلیر آخر مثال شیر بود ** نیست مثل شیر در جمله‌ی حدود
  • Çünkü o yiğit, her bakımdan aslanın misli değildir, nihayet yiğitlik bakımından aslana benzer.
  • متحد نقشی ندارد این سرا ** تا که مثلی وا نمایم من ترا
  • Bu âlemde her bakımdan bir olan bir nakış, bir suret yoktur ki sana mislini göstereyim.
  • هم مثال ناقصی دست آورم ** تا ز حیرانی خرد را وا خرم
  • Aklı, şaşkınlıktan kurtarayım diye yine nakış bir misale el atayım:
  • شب بهر خانه چراغی می‌نهند ** تا به نور آن ز ظلمت می‌رهند 425
  • Geceleyin her eve bir kandil, bir mum korlar ve onun ışığıyla karanlıktan kurtulurlar ya...