English    Türkçe    فارسی   

4
74-83

  • گر تو خواهی کو ترا باشد شکر ** پس ورا از چشم عشاقش نگر
  • Eğer onun, sana göre de şeker hâline gelmesini istiyorsan var, onu âşıklarının gözüyle gör!
  • منگر از چشم خودت آن خوب را ** بین به چشم طالبان مطلوب را 75
  • O güzele kendi gözünle bakma... İsteneni isteyenlerin gözüyle gör!
  • چشم خود بر بند زان خوش‌چشم تو ** عاریت کن چشم از عشاق او
  • Kendi gözünü yum. Gözünün yerine, ona âşık olanlardan ariyet bir göz edin...
  • بلک ازو کن عاریت چشم و نظر ** پس ز چشم او بروی او نگر
  • Hatta âriyet olarak ondan bir göz, bir görüş, al da onun yüzüne, onun gözüyle bak!
  • تا شوی آمن ز سیری و ملال ** گفت کان الله له زین ذوالجلال
  • Bak da bıkmadan, usanmadan emin ol. İşte ululuk ıssı peygamber, bunun için “Kim kendini Allah’a verirse Allah, kendisini ona verir” dedi...
  • چشم او من باشم و دست و دلش ** تا رهد از مدبریها مقبلش
  • “Onun gözü de ben olurum, eli de, gönlü de... Bu suretle devleti, bahtsızlıktan kurtulur” buyurdu.
  • هر چه مکرو هست چون شد او دلیل ** سوی محبوبت حبیبست و خلیل 80
  • Ne olursa olsun, kötü ve istenmeyen bir şey bile olsa değil mi ki sana kılavuzluk etti, sevgiline ulaştırdı, sevimlidir, dosttur!
  • حکایت آن واعظ کی هر آغاز تذکیر دعای ظالمان و سخت‌دلان و بی‌اعتقادان کردی
  • Vaaza başladı mı zalimlere, taş yüreklilere ve itikatsızlara dua eden vaiz
  • آن یکی واعظ چو بر تخت آمدی ** قاطعان راه را داعی شدی
  • Bir vaiz vardı... Minbere çıktı mı yol kesenlere duaya başlar,
  • دست برمی‌داشت یا رب رحم ران ** بر بدان و مفسدان و طاغیان
  • Ellerini kaldırıp “Yarabbi, kötülere, fesatçılara, isyancılara merhamet et!
  • بر همه تسخرکنان اهل خیر ** برهمه کافردلان و اهل دیر
  • Hayır sahipleriyle alay edenlerin hepsine, bütün kâfir gönüllülere, kiliselerde bulunanlara merhamette bulun” derdi.