English    Türkçe    فارسی   

5
2362-2371

  • پشتش از بار گران صد جای ریش  ** عاشق و جویان روز مرگ خویش 
  • Sırtında ağır yükten açılmış yüzlerce yara vardı. Ölüm gününe âdeta âşıktı, ölümünü arayıp duruyordu.
  • جو کجا از کاه خشک او سیر نی  ** در عقب زخمی و سیخی آهنی 
  • Arpa nerde? Kuru otu bile bulamıyor, onunla bile karnını doyuramıyordu. Bir yandan sırtında yara vardı, bir yandan da sahibi demir bir şişle onu nodullayıp duruyordu.
  • میر آخر دید او را رحم کرد  ** که آشنای صاحب خر بود مرد 
  • İmrahor, onu görüp acıdı. Eşeğin sahibiyle dostluğu vardı.
  • پس سلامش کرد و پرسیدش ز حال  ** کز چه این خر گشت دوتا هم‌چو دال  2365
  • Ona selâm verdi, bu eşek neden böyle dal gibi iki kat olmuş diye sordu.
  • گفت از درویشی و تقصیر من  ** که نمی‌یابد خود این بسته‌دهن 
  • Adam, benim yoksulluğumdan, benim taksiratımdan. Bu ağzı dili bağlı mahlûk saman bulamıyor dedi.
  • گفت بسپارش به من تو روز چند  ** تا شود در آخر شه زورمند 
  • İmrahor dedi ki: Sen, birkaç gün onu bana ver de padişahın ahırında kuvvetlensin.
  • خر بدو بسپرد و آن رحمت‌پرست  ** در میان آخر سلطانش بست 
  • Adam, eşeği o merhametli kişiye verdi. O da onu padişahın ahırına bağladı.
  • خر ز هر سو مرکب تازی بدید  ** با نوا و فربه و خوب و جدید 
  • Eşek, her yanda tavlı, semiz, güzel ve taze arap atlarını gördü.
  • زیر پاشان روفته آبی زده  ** که به وقت وجو به هنگام آمده  2370
  • Ayak bastıkları yerler süpürülmüş, sulanmıştı. Saman da tam vaktinde geliyordu, arpa da tam vaktinde.
  • خارش و مالش مر اسپان را بدید  ** پوز بالا کرد کای رب مجید 
  • Atların tımarını da görünce başını göğe kaldırdı da dedi ki: Ey ulu Tanrı,