English    Türkçe    فارسی   

6
4110-4119

  • می‌گریزی از جفاهای پدر  ** در میان لوطیان و شور و شر  4110
  • Babanın cefalarından kaçıp oğlancıların, kötülüklerin, pisliklerin arasına kaçıyorsun.
  • می‌گریزی هم‌چو یوسف ز اندهی  ** تا ز نرتع نلعب افتی در چهی 
  • Yusuf gibi bir iç sıkıntısı yüzünden gezelim, oynayalım deyip gidiyor, bir kuyuya düşüyorsun.
  • در چه افتی زین تفرج هم‌چو او  ** مر ترا لیک آن عنایت یار کو 
  • Bu gezinti yüzünden onun gibi kuyuya düşüyorsun ama nerede onun gibi sana da yar olacak Tanrı inayeti?
  • گر نبودی آن به دستوری پدر  ** برنیاوردی ز چه تا حشر سر 
  • Yusuf, o gezintiye babasından izin almadan gitseydi mahşere kadar kuyudan çıkamazdı.
  • آن پدر بهر دل او اذن داد  ** گفت چون اینست میلت خیر باد 
  • Babası, gönlü olsun diye ona izin verdi. Dedi ki: Mademki gönlün gezmeye akmada. Hadi hayra karşı.
  • هر ضریری کز مسیحی سر کشد  ** او جهودانه بماند از رشد  4115
  • Hangi kör olursa olsun bir Mesih’ten baş çekerse o çıfıtçasına doğru yoldan kalır.
  • قابل ضو بود اگر چه کور بود  ** شد ازین اعراض او کور و کبود 
  • Görse de gözünün ışıklanması mümkündür. Fakat bu çekinmesi yüzünden büsbütün körleşip kaldı.
  • گویدش عیسی بزن در من دو دست  ** ای عمی کحل عزیزی با منست 
  • İsa ona, gel der, bana sarıl. Ey kör, o yüce sürme bendedir.
  • از من ار کوری بیابی روشنی  ** بر قمیص یوسف جان بر زنی 
  • Körsen bile benim mucizemle aydınlığa ulaşır, can Yusuf’unun gömleğine nail olursun.
  • کار و باری کت رسد بعد شکست  ** اندر آن اقبال و منهاج رهست 
  • Sana o sınıklıktan sonra gelen ululukta devlet vardır. O devlet sana yol gösterir.