English    Türkçe    فارسی   

6
4831-4840

  • حاصل آن روضه چو باغ عارفان  ** از سموم صرصر آمد در امان 
  • Hâsılı o bahçe, arifler bağı gibi sam yellerinden de amandaydı, kasırgadan da.
  • یک پلنگی طفلکان نو زاده بود  ** گفتم او را شیر ده طاعت نمود 
  • Bir kaplan yavrulamıştı. Ona dedim ki: Süt ver bu çocuğa, itaat etti.
  • پس بدادش شیر و خدمتهاش کرد  ** تا که بالغ گشت و زفت و شیرمرد 
  • Ona süt verdi, tapılar kıldı. Nihayet çocuk gelişti, irileşti, aslanlaştı.
  • چون فطامش شد بگفتم با پری  ** تا در آموزید نطق و داوری 
  • Sütten kesilince bir periye, ona söz söylemeyi öğret dedim, öğretti.
  • پرورش دادم مر او را زان چمن  ** کی بگفت اندر بگنجد فن من  4835
  • Onu, o yeşillikte yetiştirdim, besledim. Benim hünerim, sanatım hiç söze sığar mı?
  • داده من ایوب را مهر پدر  ** بهر مهمانی کرمان بی‌ضرر 
  • Ben, zararsız kurtları Eyüb'e konuk ettim, kendisine de onlara karşı baba sevgisi verdim.
  • داده کرمان را برو مهر ولد  ** بر پدر من اینت قدرت اینت ید 
  • Kurtlar da evlâdın babasını sevmesi gibi onu severlerdi. Onlara da bu sevgiyi verdim, tşte sana kudret, işte sana güç!
  • مادران را داب من آموختم  ** چون بود لطفی که من افروختم 
  • Analara analık edebini ben öğrettim. Artık düşün, benim yakıp aydınlattığım lütuf nasıl olur?
  • صد عنایت کردم و صد رابطه  ** تا ببیند لطف من بی‌واسطه 
  • Yüzlerce inayetlerde bulundum, yüzlerce alâkalar yarattım, bu suretle benim lûtfumu vasıtasız olarak görsün dedim.
  • تا نباشد از سبب در کش‌مکش  ** تا بود هر استعانت از منش  4840
  • Görsün de sebep yüzünden savaşlara, çekişmelere düşmesin; her yardımı, ancak benden beklesin.