English    Türkçe    فارسی   

2
112-136

  • ماه روزه گشت در عهد عمر ** بر سر کوهی دویدند آن نفر
  • Ömer zamanında oruç ayı geldi. Birkaç kişi bir dağın tepesine koştu.
  • تا هلال روزه را گیرند فال ** آن یکی گفت ای عمر اینک هلال‏
  • Oruç ayının hilâlini görüp kutlulanmak, onu hayra yormak istiyorlardı. Birisi “ Ey Ömer, işte hilâl” dedi.
  • چون عمر بر آسمان مه را ندید ** گفت کاین مه از خیال تو دمید
  • Ömer gökyüzüne baktıysa da ayı göremedi. “ Bu ay senin hayalinden meydana geldi.
  • ور نه من بیناترم افلاک را ** چون نمی‏بینم هلال پاک را 115
  • Yoksa ben, gökleri senden daha iyi görürüm. Tertemiz hilâli nasıl olur da görmem?
  • گفت تر کن دست و بر ابرو بمال ** آن گهان تو بر نگر سوی هلال‏
  • Elini ısla da kaşını sıvazla. Ondan sonra hilâle bak!” dedi.
  • چون که او تر کرد ابرو مه ندید ** گفت ای شه نیست مه شد ناپدید
  • Adam elini ıslayıp kaşını sıvazlayınca ayı göremedi. “ Padişahım, ay yok görünmez oldu” dedi.
  • گفت آری موی ابرو شد کمان ** سوی تو افکند تیری از گمان‏
  • Ömer dedi ki: “Evet, kaşının kılı seni şüphelendirdi; yaydan sana bir ok attı”.
  • چون یکی مو کج شد او را راه زد ** تا به دعوی لاف دید ماه زد
  • Onun yolunu bir eğri kıl kesti, o yüzden ayı gördüm diye davaya kalkıştı.
  • موی کج چون پرده‏ی گردون بود ** چون همه اجزات کج شد چون بود 120
  • Bir eğri kıl gökyüzüne perde olursa bütün vücudun eğri olunca halin ne olur?
  • راست کن اجزات را از راستان ** سر مکش ای راست رو ز آن آستان‏
  • Her cüz’ünü doğrulara uyup doğrult. Ey doğru yola giden, o eşikten baş çekme!
  • هم ترازو را ترازو راست کرد ** هم ترازو را ترازو کاست کرد
  • Teraziyi, terazi doğrulttuğu gibi terazinin değerini azaltan da yine terazidir.
  • هر که با ناراستان هم سنگ شد ** در کمی افتاد و عقلش دنگ شد
  • Doğru olmayanlarla tartılan eksikliğe düşer, aklı şaşar kalır.
  • رو أشداء علی الکفار باش ** خاک بر دل داری اغیار پاش‏
  • Yürü, kâfirlere karşı şiddetli ol; ağyarın dostluğuna toprak saç!
  • بر سر اغیار چون شمشیر باش ** هین مکن روباه بازی شیر باش‏ 125
  • Ağyarın başına kılıç kesil; kendine gel; tilkilik etme, aslan ol.
  • تا ز غیرت از تو یاران نگسلند ** ز آنکه آن خاران عدوی این گلند
  • Ki dostlar gayretleri yüzünden senden kesilmesinler! Çünkü o dikenler, bu güle düşmandır.
  • آتش اندر زن به گرگان چون سپند ** ز آن که آن گرگان عدوی یوسفند
  • Ateşe üzerlik tohumu serper gibi kurtların başına ateş serp; çünkü o kurtlar, Yusuf’un düşmanlarıdır.
  • جان بابا گویدت ابلیس هین ** تا به دم بفریبدت دیو لعین‏
  • Kendine gel, Şeytan sana “babasının canı” der bu suretle o lain seni aldatır.
  • این چنین تلبیس با بابات کرد ** آدمی را این سیه رخ مات کرد
  • Bu kara yüzlü, babana da bu şeytanlığı yaptı. Âdem’i de mat etti.
  • بر سر شطرنج چست است این غراب ** تو مبین بازی به چشم نیم خواب‏ 130
  • Bu kuzgun, satranç başın da çeviktir. Yarı uykulu gözle kuzgunu doğan görme!
  • ز آن که فرزین بندها داند بسی ** که بگیرد در گلویت چون خسی‏
  • Çünkü o kadar çok oyunlar bilir ki boğazında bir çöp gibi kalakalır.
  • در گلو ماند خس او سالها ** چیست آن خس مهر جاه و مالها
  • Onun çöpü boğazlarda durur. O çöp nedir? Mevki ve mal sevdası.
  • مال خس باشد چو هست ای بی‏ثبات ** در گلویت مانع آب حیات‏
  • Ey kararsız kişi, mal çöpten ibarettir. Ama boğazındaysa Abıhayatı içirmez.
  • گر برد مالت عدوی پر فنی ** ره زنی را برده باشد ره زنی‏
  • Malını, düzenbaz bir düşman çalacak olsa bir yol keseni, başka bir yol kesen dolandırmış demektir.
  • دزدیدن مارگیر ماری را از مارگیری دیگر
  • Bir yılancının başka bir yılancıdan yılan çalması
  • دزدکی از مارگیری مار برد ** ز ابلهی آن را غنیمت می‏شمرد 135
  • Bir hırsızcağız, bir yılan oynatıcısının yılanını çaldı. Aptallığından onu ganimet saymaktaydı.
  • وارهید آن مارگیر از زخم مار ** مار کشت آن دزد او را زار زار
  • Yılancı, yılanın zehirlemesinden kurtuldu. Yılan da hırsızını ağlatıp inleterek öldürdü.