English    Türkçe    فارسی   

3
1497-1521

  • آدمی منکر ز تسبیح جماد ** و آن جماد اندر عبادت اوستاد
  • İnsan, cansız şeylerin tespih etmesini inkâr eder ama cansız şeyler, ona kullukta üstattır.
  • بلک هفتاد و دو ملت هر یکی ** بی‌خبر از یکدگر واندر شکی
  • Hatta yetmiş iki milletin her biri öbürlerinin halinden bihaberdir… Hepsi de şüphe içinde kalmıştır.
  • چون دو ناطق را ز حال همدگر ** نیست آگه چون بود دیوار و در
  • Konuşan, söz söyleyen iki kişi bile birbirinin halinden haberdar olmazsa duvarla kapı, nasıl birbirini anlar, duyar?
  • چون من از تسبیح ناطق غافلم ** چون بداند سبحه‌ی صامت دلم 1500
  • Ben, söz söyleyen adamın bile tespihinden gafil olursam gönlüm, sessiz sedasız bir şeyin tespihini nasıl duyar?
  • هست سنی را یکی تسبیح خاص ** هست جبری را ضد آن در مناص
  • Sünni, Cebri’nin tespihinden bihaberdir. Cebri’ye de Sünni’nin tespihini eser etmez.
  • سنی از تسبیح جبری بی‌خبر ** جبری از تسبیح سنی بی اثر
  • Sünni’nin hususi bir tespihi vardır. Fakat Cebri’nin de bunun zıddı olan bir tespihi vardır ki, ona sığınır.
  • این همی‌گوید که آن ضالست و گم ** بی‌خبر از حال او وز امر قم
  • Bu, “O, sapıktır, yol azıtmıştır” der durur. Hâlbuki onun halinden de haberi yoktur, “Kün” emrinden de!
  • و آن همی گوید که این را چه خبر ** جنگشان افکند یزدان از قدر
  • O da, “Bunun hakikatten ne haberi var ki” demektedir. Allah takdir etmiş de onları savaşa düşürmüştür.
  • گوهر هر یک هویدا می‌کند ** جنس از ناجنس پیدا می‌کند 1505
  • Bu suretle de her birinin aslını meydana çıkarır, bir cinse mensup olmayandan izhar eder.
  • قهر را از لطف داند هر کسی ** خواه دانا خواه نادان یا خسی
  • Herkes kahrı lütuftan ayırt eder, anlar… İster bilgi sahibi olsun, ister cahil, ister aşağılık!
  • لیک لطفی قهر در پنهان شده ** یا که قهری در دل لطف آمده
  • Fakat kahır içinde gizli olan lütfu yahut lütuf içinde gizlenmiş bulunan kahrı,
  • کم کسی داند مگر ربانیی ** کش بود در دل محک جانیی
  • Az kişi anlar. Meğerki gönlünde bir can mehengi olan Allah’a mensup bir er olsun.
  • باقیان زین دو گمانی می‌برند ** سوی لانه‌ی خود به یک پر می‌پرند
  • Bundan başkaları kahırda gizli olan lütufla, lütufta gizli bulunan kahrı anlayamaz, şüpheye düşerler. Onlar, âdeta yuvalarına bir kanatla uçup ulaşmak isteyen kuşlara benzerler!
  • بیان آنک علم را دو پرست و گمان را یک پرست ناقص آمد ظن به پرواز ابترست مثال ظن و یقین در علم
  • (Başlık yok)
  • علم را دو پر گمان را یک پرست ** ناقص آمد ظن به پرواز ابترست 1510
  • Bilginin iki kanadı vardır, şüpheninse tek. Zan noksandır, uçmaz.
  • مرغ یک‌پر زود افتد سرنگون ** باز بر پرد دو گامی یا فزون
  • Tek kanatlı kuş, çabucak baş aşağı düşer. Sonra uçmaya savaşır ama ya iki adımlık bir yer aşabilir, ya birazcık daha fazla.
  • افت خیزان می‌رود مرغ گمان ** با یکی پر بر امید آشیان
  • Şüphe kuşu düşe kalka ümit yuvasına tek kanatla uçmaya savaşır.
  • چون ز ظن وا رست علمش رو نمود ** شد دو پر آن مرغ یک‌پر پر گشود
  • Fakat şüpheden kurtuldu da bilgi sahibi oldu mu o tek kanatlı kuş, iki kanatlı kesilir. Kanatlarını açar.
  • بعد از آن یمشی سویا مستقیم ** نه علی وجهه مکبا او سقیم
  • Ondan sonra yüzüstü, eğri büğrü değil, doğru yolda güzelce uçar gider.
  • با دو پر بر می‌پرد چون جبرئیل ** بی گمان و بی مگر بی قال و قیل 1515
  • Cebrail gibi iki kanatlı şüphesiz, hilesiz, kıyl ü kalsiz uçar.
  • گر همه عالم بگویندش توی ** بر ره یزدان و دین مستوی
  • Bütün âlem, ona “Sen Allah yolundasın, dinin doğru” dese,
  • او نگردد گرم‌تر از گفتشان ** جان طاق او نگردد جفتشان
  • O onların lâfına güvenmez, o sözlerden gururlanmaz, onun tek canı, onlara çift olmaz.
  • ور همه گویند او را گم‌رهی ** کوه پنداری و تو برگ کهی
  • Yahut herkes “Sen yol azıtmışsın, kendini dağ sanıyorsun ama bir saman çöpüsün sen” dese,
  • او نیفتد در گمان از طعنشان ** او نگردد دردمند از ظعنشان
  • Onların kınamasına aldırış etmez, onların kininden, hasedinden dertlenmez.
  • بلک گر دریا و کوه آید بگفت ** گویدش با گم‌رهی گشتی تو جفت 1520
  • Hatta dağla deniz bile söze gelse de “Sen sapıklıkla eş olmuşsun” dese,
  • هیچ یک ذره نیفتد در خیال ** یا به طعن طاعنان رنجورحال
  • Bir zerre bile hayale düşmez, azıcık olsun kınayanların kınamasından elem duymaz.
  • مثال رنجور شدن آدمی بوهم تعظیم خلق و رغبت مشتریان بوی و حکایت معلم
  • Halkın ululaması ve alıcıların rağbeti yüzünden bir adamın hastalanması ve bir muallimin hikâyesi