English    Türkçe    فارسی   

3
1497-1546

  • آدمی منکر ز تسبیح جماد ** و آن جماد اندر عبادت اوستاد
  • İnsan, cansız şeylerin tespih etmesini inkâr eder ama cansız şeyler, ona kullukta üstattır.
  • بلک هفتاد و دو ملت هر یکی ** بی‌خبر از یکدگر واندر شکی
  • Hatta yetmiş iki milletin her biri öbürlerinin halinden bihaberdir… Hepsi de şüphe içinde kalmıştır.
  • چون دو ناطق را ز حال همدگر ** نیست آگه چون بود دیوار و در
  • Konuşan, söz söyleyen iki kişi bile birbirinin halinden haberdar olmazsa duvarla kapı, nasıl birbirini anlar, duyar?
  • چون من از تسبیح ناطق غافلم ** چون بداند سبحه‌ی صامت دلم 1500
  • Ben, söz söyleyen adamın bile tespihinden gafil olursam gönlüm, sessiz sedasız bir şeyin tespihini nasıl duyar?
  • هست سنی را یکی تسبیح خاص ** هست جبری را ضد آن در مناص
  • Sünni, Cebri’nin tespihinden bihaberdir. Cebri’ye de Sünni’nin tespihini eser etmez.
  • سنی از تسبیح جبری بی‌خبر ** جبری از تسبیح سنی بی اثر
  • Sünni’nin hususi bir tespihi vardır. Fakat Cebri’nin de bunun zıddı olan bir tespihi vardır ki, ona sığınır.
  • این همی‌گوید که آن ضالست و گم ** بی‌خبر از حال او وز امر قم
  • Bu, “O, sapıktır, yol azıtmıştır” der durur. Hâlbuki onun halinden de haberi yoktur, “Kün” emrinden de!
  • و آن همی گوید که این را چه خبر ** جنگشان افکند یزدان از قدر
  • O da, “Bunun hakikatten ne haberi var ki” demektedir. Allah takdir etmiş de onları savaşa düşürmüştür.
  • گوهر هر یک هویدا می‌کند ** جنس از ناجنس پیدا می‌کند 1505
  • Bu suretle de her birinin aslını meydana çıkarır, bir cinse mensup olmayandan izhar eder.
  • قهر را از لطف داند هر کسی ** خواه دانا خواه نادان یا خسی
  • Herkes kahrı lütuftan ayırt eder, anlar… İster bilgi sahibi olsun, ister cahil, ister aşağılık!
  • لیک لطفی قهر در پنهان شده ** یا که قهری در دل لطف آمده
  • Fakat kahır içinde gizli olan lütfu yahut lütuf içinde gizlenmiş bulunan kahrı,
  • کم کسی داند مگر ربانیی ** کش بود در دل محک جانیی
  • Az kişi anlar. Meğerki gönlünde bir can mehengi olan Allah’a mensup bir er olsun.
  • باقیان زین دو گمانی می‌برند ** سوی لانه‌ی خود به یک پر می‌پرند
  • Bundan başkaları kahırda gizli olan lütufla, lütufta gizli bulunan kahrı anlayamaz, şüpheye düşerler. Onlar, âdeta yuvalarına bir kanatla uçup ulaşmak isteyen kuşlara benzerler!
  • بیان آنک علم را دو پرست و گمان را یک پرست ناقص آمد ظن به پرواز ابترست مثال ظن و یقین در علم
  • (Başlık yok)
  • علم را دو پر گمان را یک پرست ** ناقص آمد ظن به پرواز ابترست 1510
  • Bilginin iki kanadı vardır, şüpheninse tek. Zan noksandır, uçmaz.
  • مرغ یک‌پر زود افتد سرنگون ** باز بر پرد دو گامی یا فزون
  • Tek kanatlı kuş, çabucak baş aşağı düşer. Sonra uçmaya savaşır ama ya iki adımlık bir yer aşabilir, ya birazcık daha fazla.
  • افت خیزان می‌رود مرغ گمان ** با یکی پر بر امید آشیان
  • Şüphe kuşu düşe kalka ümit yuvasına tek kanatla uçmaya savaşır.
  • چون ز ظن وا رست علمش رو نمود ** شد دو پر آن مرغ یک‌پر پر گشود
  • Fakat şüpheden kurtuldu da bilgi sahibi oldu mu o tek kanatlı kuş, iki kanatlı kesilir. Kanatlarını açar.
  • بعد از آن یمشی سویا مستقیم ** نه علی وجهه مکبا او سقیم
  • Ondan sonra yüzüstü, eğri büğrü değil, doğru yolda güzelce uçar gider.
  • با دو پر بر می‌پرد چون جبرئیل ** بی گمان و بی مگر بی قال و قیل 1515
  • Cebrail gibi iki kanatlı şüphesiz, hilesiz, kıyl ü kalsiz uçar.
  • گر همه عالم بگویندش توی ** بر ره یزدان و دین مستوی
  • Bütün âlem, ona “Sen Allah yolundasın, dinin doğru” dese,
  • او نگردد گرم‌تر از گفتشان ** جان طاق او نگردد جفتشان
  • O onların lâfına güvenmez, o sözlerden gururlanmaz, onun tek canı, onlara çift olmaz.
  • ور همه گویند او را گم‌رهی ** کوه پنداری و تو برگ کهی
  • Yahut herkes “Sen yol azıtmışsın, kendini dağ sanıyorsun ama bir saman çöpüsün sen” dese,
  • او نیفتد در گمان از طعنشان ** او نگردد دردمند از ظعنشان
  • Onların kınamasına aldırış etmez, onların kininden, hasedinden dertlenmez.
  • بلک گر دریا و کوه آید بگفت ** گویدش با گم‌رهی گشتی تو جفت 1520
  • Hatta dağla deniz bile söze gelse de “Sen sapıklıkla eş olmuşsun” dese,
  • هیچ یک ذره نیفتد در خیال ** یا به طعن طاعنان رنجورحال
  • Bir zerre bile hayale düşmez, azıcık olsun kınayanların kınamasından elem duymaz.
  • مثال رنجور شدن آدمی بوهم تعظیم خلق و رغبت مشتریان بوی و حکایت معلم
  • Halkın ululaması ve alıcıların rağbeti yüzünden bir adamın hastalanması ve bir muallimin hikâyesi
  • کودکان مکتبی از اوستاد ** رنج دیدند از ملال و اجتهاد
  • Bir mektebin talebesi, hocalarından bıkmışlar, çalışıp çabalamadan usanmışlardı.
  • مشورت کردند در تعویق کار ** تا معلم در فتد در اضطرار
  • Ne yapıp yaparak bir iş becermek, bu suretle de muallimi derde düşürmek için birbirleriyle görüşüp danıştılar.
  • چون نمی‌آید ورا رنجوریی ** که بگیرد چند روز او دوریی
  • “Hoca hiç hastalanmıyor ki birkaç günceğiz olsun mektebe gelmesin de rahat kalalım;
  • تا رهیم از حبس و تنگی و ز کار ** هست او چون سنگ خارا بر قرار 1525
  • Bu hapisten, bu darlıktan, bu çalışıp çabalamadan kurtulalım. Mermer kaya gibi yerinde durup duruyor” dediler.
  • آن یکی زیرکتر این تدبیر کرد ** که بگوید اوستا چونی تو زرد
  • İçlerinden birisi, en zekileriydi. Bir tedbir düşündü. “Hocam, nasılsın, neden böyle benzin sararmış?
  • خیر باشد رنگ تو بر جای نیست ** این اثر یا از هوا یا از تبیست
  • Hayrola, rengin kaçmış senin… Bu ya hava çarpmasından, ya sıtmadan derim.
  • اندکی اندر خیال افتد ازین ** تو برادر هم مدد کن این‌چنین
  • Hoca, elbette bu sözden biraz olsun vehme düşer. Sen de bu çeşit sözlerle bana yardım edersin kardeşim.
  • چون درآیی از در مکتب بگو ** خیر باشد اوستا احوال تو
  • Mektebin kapısından içeri girer girmez, “ Hayır ola hocam, bu halin ne” dedi.
  • آن خیالش اندکی افزون شود ** کز خیالی عاقلی مجنون شود 1530
  • Vehmi biraz daha artar, akıllı adam bile vehimle delirir gider.
  • آن سوم و آن چارم و پنجم چنین ** در پی ما غم نمایند و حنین
  • Üçüncü, dördüncü, beşinci olarak gelenler de bizden sonra bu çeşit sözler söyler, açıklanırlar.
  • تا چو سی کودک تواتر این خبر ** متفق گویند یابد مستقر
  • Otuz çocuk da hep bu sözü söylerse adamı iyice vehim kaplar, iş olur biter” dedi.
  • هر یکی گفتش که شاباش ای ذکی ** باد بختت بر عنایت متکی
  • Çocukların hepsi de “Aferin zeki çocuk, bahtın daima yaver olsun, Allah sana yardım etsin” dediler.
  • متفق گشتند در عهد وثیق ** که نگرداند سخن را یک رفیق
  • Birleşip hiç birisinin bu kavilden, bu karardan dönmeyeceklerine ait kuvvetlice ahdettiler.
  • بعد از آن سوگند داد او جمله را ** تا که غمازی نگوید ماجرا 1535
  • Sonra o zeki çocuk, içlerinden kimsenin bunu söylememesi için hepsine yemin ettirdi.
  • رای آن کودک بچربید از همه ** عقل او در پیش می‌رفت از رمه
  • O çocuğun bu tedbiri, hepsinin tedbirinden üstün olmuştu, onun aklı, bütün çocukların aklından ileriydi.
  • آن تفاوت هست در عقل بشر ** که میان شاهدان اندر صور
  • Güzellerin bazıları, nasıl bazılarından üstün, bir kısmı da öbürlerinden aşağıysa insanların akılları da fazla yahut eksiktir.
  • زین قبل فرمود احمد در مقال ** در زبان پنهان بود حسن رجال
  • Ahmed, “Erlerin güzelliği, dillerinin altında gizlidir” mealinde bir söz söyledi.
  • عقول خلق متفاوتست در اصل فطرت و نزد معتزله متساویست تفاوت عقول از تحصیل علم است
  • İnsanların akılları, yaratılışta farklıdır, fakat Mutezile’ye göre müsavidir, artıklık, eksiklik, bilgi tahsilinden ileri gelir
  • اختلاف عقلها در اصل بود ** بر وفاق سنیان باید شنود
  • Akıllardaki aykırılık, yaratılıştadır. Bu hususta Sünnilerin sözünü dilemek, onların hükmünü kabul etmek gerek.
  • بر خلاف قول اهل اعتزال ** که عقول از اصل دارند اعتدال 1540
  • Bu hüküm itizal ehlinin sözlerine aykırıdır. Onlar, “Akıllar yaratılışta aynı derecededir,
  • تجربه و تعلیم بیش و کم کند ** تا یکی را از یکی اعلم کند
  • Tecrübe ve öğreniş, aklı çoğaltır, azaltır, bu suretle bir adam, öbüründen daha bilgili olur” derler.
  • باطلست این زانک رای کودکی ** که ندارد تجربه در مسلکی
  • Bu söz bâtıldır. O zeki çocuk, herhangi ir meslekte tecrübe sahibi değildi ya.
  • بر دمید اندیشه‌ای زان طفل خرد ** پیر با صد تجربه بویی نبرد
  • Fakat o küçük çocuk, öyle bir tedbirde bulundu ki yüzlerce tecrübe sahibi ihtiyar, o tedbirinin kokusunu bile alamadı.
  • خود فزون آن به که آن از فطرتست ** تا ز افزونی که جهد و فکرتست
  • Zaten yaradılışta olan üstünlük, çalışıp çabalama, düşünüp taşınma ile elde edilen üstünlükten elbette iyidir.
  • تو بگو داده‌ی خدا بهتر بود ** یاکه لنگی راهوارانه رود 1545
  • Sen söyle, Allah vergisi mi daha iyi, yoksa topal eşeğin rahvan atı taklidi mi?
  • در وهم افکندن کودکان اوستاد را
  • Çocukların hocayı vehme düşürmeleri
  • روز گشت و آمدند آن کودکان ** بر همین فکرت ز خانه تا دکان
  • Ertesi gün oldu. Çocuklar, bu düşünceyle mektebe geldiler.