English    Türkçe    فارسی   

3
2890-2914

  • زفت گردد پا کشد در سایه‌ای ** کاهلی سیری غری خودرایه‌ای 2890
  • İrileşir, ayağını çeker… Tembel tembel, karnı tok sırtı pek, kendisine güvenmiş bir halde bir gölgeye çekilir.
  • گویدش دل خانه‌ای ساز ای عمو ** گوید او در خانه کی گنجم بگو
  • Gönlü “Bir ev kur” derse de o, “Söyle be yahu, ben nasıl olur da bir eve sığarım ki?” diye cevap verir.
  • استخوان حرص تو در وقت درد ** درهم آید خرد گردد در نورد
  • Sen de bir belâya, bir musibete düştün mü büzülürsün, hırs kemiklerin bitişir; küçülür, kalırsın.
  • گویی از توبه بسازم خانه‌ای ** در زمستان باشدم استانه‌ای
  • “Tövbeden bir ev kurayım, kışın o evceğizde barınayım” dersin.
  • چون بشد درد و شدت آن حرص زفت ** همچو سگ سودای خانه از تو رفت
  • Fakat dertten kurtuldun da hırsın büyüdü mü köpek gibi ev sevdası geçer gider.
  • شکر نعمت خوشتر از نعمت بود ** شکرباره کی سوی نعمت رود 2895
  • Nimete şükretmek, nimetten daha hoştur. Şükreden kişi, hiç şükretmeyi bırakır da nimet sevdasına düşer mi?
  • شکر جان نعمت و نعمت چو پوست ** ز آنک شکر آرد ترا تا کوی دوست
  • Şükür, nimetin canıdır, nimetse deriye benzer. Çünkü seni sevgiliye kadar ulaştıran şükürdür.
  • نعمت آرد غفلت و شکر انتباه ** صید نعمت کن بدام شکر شاه
  • Nimet, insana gaflet verir, şükürse uyandırır. Padişahın şükür tuzağıyla nimet avlamaya gör!
  • نعمت شکرت کند پرچشم و میر ** تا کنی صد نعمت ایثار فقیر
  • Şükür nimeti, gözünü doyurur, seni bey yapar. Bu suretle de yoksullara yüzlerce nimet bağışlarsın.
  • سیر نوشی از طعام و نقل حق ** تا رود از تو شکم‌خواری و دق
  • Allah yemeğinden ye, doy da senden oburluk, tamah ve şuna buna ihtiyacını arz etme illeti geçsin.
  • منع کردن انبیا را از نصیحت کردن و حجت آوردن جبریانه
  • Münkirlerin, Peygamberleri nasihatten menetmeleri ve Cebriler gibi delil getirmeleri
  • قوم گفتند ای نصوحان بس بود ** اینچ گفتید ار درین ده کس بود 2900
  • Onlar dediler ki: “A öğütçüler, iyi söylüyorsunuz ama bu köyde adam olsa!
  • قفل بر دلهای ما بنهاد حق ** کس نداند برد بر خالق سبق
  • Allah, bizim gönlümüzü kilitledi, kimse Allah’tan ileri geçemez ki.
  • نقش ما این کرد آن تصویرگر ** این نخواهد شد بگفت و گو دگر
  • Her şeyi düzüp koşan Allah, bizi de böyle düzdü koştu. Kimse bu dedikoduyla kaderimizi değiştiremez.
  • سنگ را صد سال گویی لعل شو ** کهنه را صد سال گویی باش نو
  • Taşa istersen tam yüzyıl boyuna lâl olsana de… Eskiye tam yüzyıl yenilen diye söyle dur.
  • خاک را گویی صفات آب گیر ** آب را گویی عسل شو یا که شیر
  • Toprağa yüzyıl su gibi arı duru ol desen, suya bal ol, süt kesil desen ne fayda!
  • خالق افلاک او و افلاکیان ** خالق آب و تراب و خاکیان 2905
  • Gökleri ve göklerdeki şeyleri yaratan… Suyu, toprağı ve topraktakileri halk eden Allah,
  • آسمان را داد دوران و صفا ** آب و گل را تیره رویی و نما
  • Göğe dönmeyi takdir etmiş, onu saf bir hale getirtmiş… Suyla toprağa da bulanıklık vermiştir.
  • کی تواند آسمان دردی گزید ** کی تواند آب و گل صفوت خرید
  • Gayri nasıl olur da gökyüzü bulanır, suyla balçık durulur?
  • قسمتی کردست هر یک را رهی ** کی کهی گردد بجهدی چون کهی
  • Allah, hepsine bir şey takdir etmiştir. Bir dağ, çalışmakla saman çöpü olur mu hiç?
  • جواب انبیا علیهم السلام مر جبریان را
  • Cebrîlerin Peygamberlerin cevabı
  • انبیا گفتند کاری آفرید ** وصفهایی که نتان زان سر کشید
  • Peygamberler dediler ki: “Evet… Allah, çekinip kurtulmaya imkan bulunmayan sıfatlar yaratmıştır.
  • و آفرید او وصفهای عارضی ** که کسی مبغوض می‌گردد رضی 2910
  • Fakat arızi sıfatlar da yarattı ki onları terk etmek mümkündür; herkesin nefretini kazanan kişi, o sıfatları terk eder, huylarından vazgeçerse herkesin sevgisini kazanır, herkes ondan razı olur.
  • سنگ را گویی که زر شو بیهده‌ست ** مس را گویی که زر شو راه هست
  • Taşa altın ol demek beyhudedir ama bakıra altın ol dersen yeri var; bakır pekâlâ altın olabilir.
  • ریگ را گویی که گل شو عاجزست ** خاک را گویی که گل شو جایزست
  • Kuma toprak ol dersen âcizdir, toprak olamaz. Fakat toprağa balçık ol desen bu söz yerindedir, toprak, balçık olabilir.
  • رنجها دادست کان را چاره نیست ** آن بمثل لنگی و فطس و عمیست
  • Allah, insana topallık, yassı, burunluluk, körlük gibi çaresiz illetler vermiştir ama,
  • رنجها دادست کان را چاره هست ** آن بمثل لقوه و درد سرست
  • Ağız, yüz çarpıklığı, yahut baş ağrısı gibi bazı illetler de vermiştir ki bunlara çare vardır.