English    Türkçe    فارسی   

3
3463-3487

  • این سببها آن اثرها را نماند ** کس نداند چونش جای آن نشاند
  • Bu sebepler, o eserlere benzemez. Fakat Allah, nasıl oldu da bu sebeplerin yerine o eserleri getirdi? Kimse bilmez.
  • این سببها چون به فرمان تو بود ** چار جو هم مر ترا فرمان نمود
  • Bu sebepler, dünyada nasıl senin ihtiyarınla, senin fermanınla meydana geldiyse o dört ırmak da ahrette şüphe yok, senin fermanına tabi olur.
  • هر طرف خواهی روانش می‌کنی ** آن صفت چون بد چنانش می‌کنی 3465
  • Onları ne tarafa dilersen akıtırsın. Sebepleri nasıl tasarruf ettiysen onları da öyle tasarruf edersin.
  • چون منی تو که در فرمان تست ** نسل آن در امر تو آیند چست
  • Menin nasıl sana tabiyse meniden gelen soy sop da derhal senin emrine girer, sana tabi olur.
  • می‌دود بر امر تو فرزند نو ** که منم جزوت که کردی‌اش گرو
  • Oğlum, senin buyruğunla koşar, yürür… Ben senin cüz’ünüm, beni anamın karnında rehin olarak bırakan sendin, der.
  • آن صفت در امر تو بود این جهان ** هم در امر تست آن جوها روان
  • O sıfat, bu âlemde senin emrindeydi. Cennette de o ırmaklar senin emrindedir.
  • آن درختان مر ترا فرمان‌برند ** کان درختان از صفاتت با برند
  • Cennetteki ağaçlar, senin fermanına tabidir, çünkü o ağaçlar, senin sıfatlarından yeşerdi, meyve verdi.
  • چون به امر تست اینجا این صفات ** پس در امر تست آنجا آن جزات 3470
  • Bu sıfatlar, burada nasıl senin emrine tabiyse onlara karşılık olan şeyler de orada senin emrine tabidir.
  • چون ز دستت زخم بر مظلوم رست ** آن درختی گشت ازو زقوم رست
  • Bir mazluma karşı elinden bir zulüm çıktımı o zulüm bir ağaç olur, o ağaçtan zakkum biter.
  • چون ز خشم آتش تو در دلها زدی ** مایه‌ی نار جهنم آمدی
  • Kızgınlıkla gönüllere ateş saldın mı cehennem ateşinin aslı oldun gitti.
  • آتشت اینجا چو آدم سوز بود ** آنچ از وی زاد مرد افروز بود
  • Ateşin burada nasıl adamları yakarsa ondan meydana gelen eser de orada seni yakar.
  • آتش تو قصد مردم می‌کند ** نار کز وی زاد بر مردم زند
  • Kızgınlığın ateşin adamlara saldırmakta ya… Ondan meydana gelen ateş de adamlara saldırır.
  • آن سخنهای چو مار و کزدمت ** مار و کزدم گشت و می‌گیرد دمت 3475
  • O yılana, akrebe benzeyen sözlerin yılan ve akrep olur da seni kuyruğundan yakalar.
  • اولیا را داشتی در انتظار ** انتظار رستخیزت گشت یار
  • Velîlere uymadın, onları bekletip durdun, orada da kıyamet gününün beklenmesi san yâr olur, bekler durursun.
  • وعده‌ی فردا و پس‌فردای تو ** انتظار حشرت آمد وای تو
  • Hele yarın, hele öbür gün diye vaat eder, Allah’a dönmeyi sallar durursun ya… İşte bu bekleyiş, mahşerdeki beklemendir, vay sana!
  • منتظر مانی در آن روز دراز ** در حساب و آفتاب جان‌گداز
  • O uzun günde hesap için, canlar yakan güneşin altında bekler kalırsın…
  • کسمان را منتظر می‌داشتی ** تخم فردا ره روم می‌کاشتی
  • Çünkü sen dünyada göğü de, göktekileri de elbette yola girerim tohumunu eke eke beklemiştin!
  • خشم تو تخم سعیر دوزخست ** هین بکش این دوزخت را کین فخست 3480
  • Kızgınlığın, cehennem ateşinin tohumudur. Kendine gel de şu cehennemini söndür, çünkü o bir tuzaktır.
  • کشتن این نار نبود جز به نور ** نورک اطفا نارنا نحن الشکور
  • Bu ateşi ancak nur söndürebilir. Cehennem mümine “Nurun ateşimizi söndürdü“ der… Allah’a şükürler olsun!
  • گر تو بی نوری کنی حلمی بدست ** آتشت زنده‌ست و در خاکسترست
  • Nura sahip olmadığın halde yavaşlık, mülayimlik gösterirsen bu kötü bir şeydir. Çünkü ateşin sönmemiştir, küllenmiştir.
  • آن تکلف باشد و روپوش هین ** نار را نکشد به غیر نور دین
  • Bu hal, bir tekellüftür. Aklını başına al, ateşi din nurundan başka bir şey söndürmez.
  • تا نبینی نور دین آمن مباش ** کاتش پنهان شود یک روز فاش
  • Din nurunu görmedikçe emin olma… Çünkü gizli ateş, bir gün olur ortaya çıkar.
  • نور آبی دان و هم در آب چفس ** چونک داری آب از آتش مترس 3485
  • Nuru bir su bil, suya yapış… Suyu elde ettin mi ateşten korkma!
  • آب آتش را کشد کتش بخو ** می‌بسوزد نسل و فرزندان او
  • Ateşi su söndürür. Çünkü ateş, huyu muktezası suyun soyunu, sopunu, oğullarını, (yani ağaçları, otları) yakar, yandırır!
  • سوی آن مرغابیان رو روز چند ** تا ترا در آب حیوانی کشند
  • Birkaç günceğiz o su kuşlarının yanına git de seni Abıhayata ulaştırsınlar.